TÜP BEBEK BAŞARI HİKAYESİ… BERRA HANIM ŞİMDİ 16. HAFTASINDA

2

TÜP BEBEK BAŞARI HİKAYESİ… BERRA HANIM ŞİMDİ 16. HAFTASINDA

Ben belki de buradaki tüm hikayelerden daha az yara aldım, belki de daha fazla bilemiyorum. Bebeğimize sahip olabilme mücadelemiz yıllar almadı evet ama, ben de her tüp bebek annesi gibi aynı duyguları yaşadım.

5 yıl süren bir ilişkinin ardından, 2012 yılı Haziran ayında evlendik… Öyle bir aşkla bağlıydık ki birbirimize, hemen bu büyüyü bir bebekle taçlandırmalıydık. Zaten 5 yıldır beraberdik ve yaşayacağımız her şeyi yaşamıştık.

Çocukluğumdan beri anne olma hayali kurdum ben. ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ diye soranlara ‘Çok iyi bir anne olacağım!’ dermişim. Annem anlatırdı hep. Evlenmeden önce rüyalarıma güzel yüzlü bebekler girerdi ve ben içime düşen sıkıntıyla uyanırdım hep o rüyalardan. İçimde hep bir yerlerde bebek sahibi olamayacağım endişesini barındırırdım. Hatta belki de olmaz diye, evlendiğimiz andan itibaren hiç korunmadık. Tam bir yıl boyunca bebeğimiz olmadı. Artık bir gariplik olduğundan emindim. Benim çocuğum olmuyordu… İşte içimi yıllarca kemiren o duygu gerçek olmuştu. Acaba bu kadar çok istediğim için mi olmuyordu? Cevabını bulamadığım sorular kafamda dönüp duruyordu.

Evlilikte bir yılı doldurur doldurmaz vakit kaybetmeden jinekoloğuma gittim. Çeşitli hormon testleri yapıldı ve FSH değerimin olması gerekenden yüksek olduğunu öğrendim. Bu şartlarda normal yolla bebek sahibi olmamın neredeyse imkansıza yakın olduğu gerçeği yüzüme tokat gibi çarptı… Meğer hiçbir kadın hazır olamazmış böyle bir konuşmaya, bir şeylerin ters gittiğini bilse bile. Dudaklarım titreye titreye çıktım odadan, yol boyu ağladım. Evet, korktuğum başıma gelmişti işte. Çocuğum olmayacaktı belki de.

Erkeklerin bu durumu kabullenmesi kadınlardan daha geç oluyor maalesef ve sanırım işin en yorucu kısmı da bu. Uzun uğraşlar sonucu eşim sperm testi yaptırdı ve bir şok daha yaşadık. Sperm kalitesi çok kötüydü. Hatta kötünün de kötüsü. Hem bende, hem eşimde problem vardı. Zaten az olan umudum, bu sonuçla bitip tükenmişti. Aşılmaya bile gerek yoktu, direk tüp bebek denemeliydik. Bu acı gerçek ikimizin de suratına tokat gibi indi. Bir enkazdan farkım yoktu odadan çıktığımda. Daha çok gençtik, acaba acele mi etmiştik? Başka doktora gitmeliyiz diye düşündük, inanmadık, inanmak istemedik…

Aradan aylar geçti… Zaman geçtikçe içim parçalanıyor ama başka bir doktordan daha aynı cümleleri duymaya kendimi hazır hissetmiyordum. Bu zaman sürecinde en yakın arkadaşlarımdan aldığım hamilelik haberlerine sevinirken, kendimi içten içe kıskanan bir durumda buluyordum. Galiba en acısı da buydu… En yakınlarımın mutluluğuna ortak olamıyor, kendi yoksunluğuma kahroluyordum. Her doğum ziyareti çıkışında hıçkırıklara boğuluyor ve hep benimle aynı şeyleri yaşayan insanlarla birlikte olmak istiyordum. Çocuğu olan arkadaşlarımdan uzaklaştım. Yanımda sürekli çocuklarından bahsetmeleri yaramı kanatıyordu. Bununla yaşayamazdım. İçinde bulunduğum buhrandan sıyrılıp doktor arayışına girdim. İşin maddi boyutu umurumda bile değildi. Tüm varımı, yoğumu harcamaya razıydım. Sonunda işin ehli olduğunu düşündüğüm bir Profesör buldum. Odaya girdiğim an kaderimin değişeceğinden emindim. İçimi kaplayan o huzuru kelimelere dökmem mümkün değil. Her şey o kadar hızlı gelişti ki . Ne tedavi sürecinde içimi dağlayan bir his, ne de tedavinin vermiş olduğu rahatsızlık.. Hiç birini yaşamadım. İçim hep rahattı.

Bir başarısız aşılmadan sonra vakit kaybetmeden tüp bebek tedavisine başladık. 11 tane yumurtam oluştu ve 7 tanesi döllendi. Her gün arayıp bebeklerimin durumlarını sordum. 5. Güne kadar 4 tanesi yaşadı ve hepsi de gayet sağlıklıydı. Transfer günü hayatımın dönüm noktasıydı. Eşime transfere girerken, ‘Bir kişi gidiyorum ama iki kişi döneceğim, bizi bekle’ dedim. Dualarla yolladı beni.

O tarifsiz an her şeye bedeldi. Tüm yaşadığım sıkıntılara, özlemime çektiğim evlat hasretine… Karşımda duruyordu içime konacak minicik embriyomun fotoğrafı, gözümü ondan hiç ayırmadım. Biliyordum benimle kalacaktı. Ekranda içime düşüşünü gördüğümde bununda bizler gibi tüp bebek annelerine Allah’ın sunduğu bir lütuf olduğunu düşünüp defalarca şükrettim. 2 saat boyunca kıpırdamadan yattım ve sadece dua ettim. İşin en zor kısmı bekleme süresiydi. Biliyordum içimdeydi, tutunmuştu ama kayıp gider miydi ayağa kalksaydım? Yatmalı mıydım, yoksa hareket mi etmeliydim kan akışını hızlandırmak için? Ne yemeliydim meleğim sıkı sıkı tutunsun diye? Tam 12 gün sürdü bu gelgitler. Benim mucizem 12 gün sonra geldi… HAMİLEYDİM. Rüya mıydı bu gördüğüm? Benim minik kelebeğim tutunmuştu annesine.

Şimdi tam 16 haftalık gebeyim. Karnım çıktı bile. Ama ben saklıyorum dışarıda göbeğimi. Karnıma bakan birini gördüğünde, ‘Acaba çocuğu var mı?’ diye düşünüyorum. ‘Yok ta mı böyle baktı, üzüldü mü?’ Hala gittiğim tüp bebek merkezinde bekleyenlerin bakışları beni kahrediyor. Rabbime binlerce kez şükrederken hiç kimseye bu yoksunluğu yaşatmasın diye dualar ediyorum. Allah izin verirse bir oğlumuz olacak. Ayrıca 3 tane daha dondurulmuş kardeşi var oğlumun. Biliyorum ki şartlar farklı da olsa her kadın aynı duyguları yaşıyor. Aynı şeyleri hissediyor. Bizleri ayakta tutan tek şey, umut etmek. Umut etmekten hiç vazgeçmeyin.

Sevgiler,

 

Berra

 

Not: Bu hikaye gerçek bir takipçimizden gelmiştir. İsminin açıklanmasını istemediği için, takma isimle yayınlanmıştır. #maşallah

2 YORUMLAR

  1. Merhabalar, bende şu anda aynı sorunla karşı karşıyayım. Fsh ım çok yüksek. Berra Hanımla iletişime geçmek istiyorum bu yüzden. Doktor tavsiyesine ihtiyacım var. Bugüne kadar gittiğim doktorlar hep umutsuz konuştular. Kendisine nasıl ulaşabileceğim konusunda yardımcı olur musunuz? Teşekkürler …