SABAH GAZETESİ – EMZİRME HAFTASI KÖŞE YAZIM

0

SÜTÜ YETMEYEN ANNE SENDROMU VE TOPLUM BASKISI

 

Doğum yaptığım ilk günden beri sütüm hep azdı. Bakımından sorumlu olduğum bir canlıyı hakkınca besleyemeyecek olma endişesiyle azap dolu bir lohusalık süreci geçirdim. Sütümün az olmasını kabullenmem hayli zaman aldı. Hastaneden eve geldiğim günden, 3 gün sonrasına kadar tam 72 saat gözlerimi kırpmadan, bebeğime bakıp ağlamış olmam, kendimi yetersiz ve eksik hissetmem de, belki de sütümün artmamasında en büyük etkendi. Ama ben bir tüp bebek annesiydim… Bebeğime kavuşmamın hayli uzun zaman almış olması bu sendromu belki de bir nebze daha ağır yaşamama sebep oluyordu. 

İlk 2 gün hastanede hiç sağmadan emzirdiğim bebeğimin idrar ve kaka çıkışı doktorlara az geliyordu. Buna rağmen mama verilmesini istemedim. 2. günün sonunda yanıma hastane pompasıyla bir hemşire geldi. Dakikalarca sağdığım göğüslerimden süt namına bir şey gelmiyordu. Her pompa çekişinde kanayan göğüs uçlarımdan çok, yüreğimdi… Ama sezaryen doğumda bu sık rastlanan bir şeydi. Sütüm geç de olsa gelebilirdi.

Eve yollandığımızda yine de emzirememe endişem devam ediyordu. Her şeye rağmen bomboş göğüslerimi 2 saatte bir sağmaya ve bebeğimi emzirmeye çalışmaya devam ediyordum. 3,5 yıldır sahip olmak için didindiğim bu canlıyı, evladımı bomboş olduğu için memelerimi ittirirken görmek çok ağrıma gidiyordu. O memelerim boş olduğu için çığlık atıyordu, bense kendimi yetersiz hissettiğim için ağlıyordum…

Doğum yaptığım hastanede kızımı ilk muayene eden çocuk doktorumuz Demet Matben, sarılığı sınırın üstüne çıkan bebeğimin sıvı alımının çok önemli olduğunu belirtti ve beni süt sağma pompasının bulunduğu bir odaya yolladı. Hemşire ile birlikte iki göğsümü de sağmaya çalışırken, bir göğsümden bir damla bile süt gelmemesi, diğerinden ise 5 cc kadar gelmesi beni yine perişan etti. Çaresizlik içindeydim. 2 gün fotosel almak zorunda olan kızıma 2 saatte bir sağıp damla damla süt götürürken nedense çok utanıyordum. Benim iki damla sütümün yanında duran çeyrek de olsa dolu biberonları görüyor gıptayla bakıyordum. Hemşireye verirken ellerim titriyor, yetersizlik hissiyle nasıl da utanıyordum. Çaresizdim. Fotoseldeyken mama vermek zorundalardı bebeğime. İyileşmesi için bunu kabul etmek zorundaydım… 

Hastaneden çıkmadan doktorumuz  sütümün emzirmeye devam ettikçe artacağını bunun için kendimi perişan etmemem gerektiğini, o anda bir meme bir mama şeklinde ilerlememizin hem benim psikolojim, hem de bebeğimin sağlığı açısından daha uygun olacağını belirtti. Emzirmeyi bırakmamam, bu konuda tamamen kendimi salmamam için de uyardı. Uyarıya gerek yoktu zaten, nasıl bırakabilirdim ki?  Kendi ellerimle ilk mamasını gözyaşları içinde içirdim…

Hane içerisinde bu konuda geçen kabullenme konuşmaları, beni daha fazla üzüyordu. Annemin ve eşimin bu konuyu bu kadar çabuk kabullenmiş olmaları ve Melina’yı emzirmeme ek olarak mamayla beslememe teşvik ediyor olmaları zaman zaman onlara düşman gibi bakmama sebep oluyordu. Aslında öyle bir ruh hali içindeydim ki, “Mama verme, sütün artacak bak gör deseler”, yine sinirlenecektim. Belki de, bu yüzden onların işi benden daha zordu. 

Zamanla bu duyguya alıştım. Mutsuz bir anne olmaya devam etmek, ne yapsam da değiştiremediğim bir gerçeği kabullenememek çocuğuma stres olarak yansıyordu. ‘Böyle mi devam edecek?’ diye sordum kendime… Ya kabullenecek, mutlu ve huzurlu bir anne olup çocuğum için elimden gelenin en iyisini yapacaktım. Ya da hem onu hem kendimi harap edecek, iyi bir şeyler yapmaya çalışırken çocuğumun psikolojisine ve sağlığına zarar verecektim. Çünkü bu duygu içinde kaldıkça sürekli ağlıyor ve etrafa saldırıyordum.  Hem bir tek benim bebeğim miydi bu dünyada yeterli anne sütü alamayan?

 Bu konuda vicdani savaşımı verirken hep, annesiz kalan çocukları, onların hiç meme alamadıklarını, hatta ve hatta anne sevgisinden bile yoksun kaldıklarını düşündüm. Bunları düşündükçe, onlar için üzülüyor, kızımın aslında ne kadar şanslı olduğunu görüp şükrediyordum. Aslını astarını bilmeden yargılayan bakışlara rağmen, ben çocuğum için elimden gelenin en iyisini yaptığımı biliyordum. Göğüslerimden çıkan son damlaya kadar aylarca sağmaya devam ettim. Elleriyle beni ittirmesine rağmen kızımı emzirmeyeçalışmaya da. Vicdanım şu yönden hep rahattı, hiç bir gece sağmak için uyanmayı reddedip, kimseye ‘Bu gece uyuyayım ne olur, nasılsa bir şey çıkmıyor sen ver mamasını’ demedim. 

Evet, Melina tüm çabalarıma rağmen memeyi reddetti, sağmama rağmen sütüm artmadı ama 15 aylık olana kadar yalnızca bir kere hastalandı. Belki eskileri dinleseydim, sütümün neredeyse tamamen bitmeye yüz tuttuğu 3. Aydan itibaren ek gıdaya geçecektim. Bu çocuğumun gelişimi için yapacağım en büyük hatalardan biri olurdu. Bir sap ıspanaktan gerektiği kadar demiri alamayacak, bir kaşık pirinç lapasından kof kilo haricinde hiçbir fayda sağlayamayacaktı. Beyin gelişiminin, bağışıklık sisteminin desteklenmesi için gerekli vitamin ve minerallerden yoksun kalacaktı. İlk 6 ay bebeklerin ihtiyacı olan tek gida anne sütüydü ve eğer süt yoksa ona en yakın olan gıda mamaydı..

İşte bu noktada, bilinçli bir anne olduğum için şükrettim, emziremesem de verdiğim karardan ötürü kendimle her zaman gurur duydum. Her şeye rağmen tam ve mükemmel bir anneydim.

Çünkü mükemmel anneliğin TDK’da kalıplaşmış bir açıklaması yoktu. Çünkü her zaman pratikle teori birbirini tutmuyordu. Çünkü emziremese de her anne özeldi ve mükemmeldi aynen her evladın olduğu gibi.

Sevgiler,

Melina’s Mom

Sabah Gazetesi