OYUNCAKLARIN DA BİR KARAKTERİ VAR MIDIR?

Bence evet.

Bir mucize olarak hayatıma giren, canımın parçası olan kızım giderek büyüyor ve kendine ait bir dünya, yeni bir karakter yaratıyor. Bunu gözlemlemekte bana fazlasıyla heyecan verirken onun kibarlığı, naifliği, saygılı ve arkadaş canlısı oluşu hayata biraz daha umutla bakmama neden oluyor. Öyle ya; çocuğun neşelisine rastlamak iyice zorlaştı son zamanlarda bulunduğumuz ruh hallinden.

Yaptığım iş dolayısıyla çokça etkinliğe katılıp, ilgiyle bizi bekleyen kalabalıklarla bir araya geliyoruz. Her seferinde beni tedirgin eden şey şu oluyor ‘Ya Melina bir şeylerden huzursuz olursa?’. Sonuçta o daha küçük bir çocuk ve kolayca huysuzlaşabilir, anlaşmazlıklar yaşayıp, ağlama krizleri geçirebilir. İşte benim kızımın naifliği, paylaşımcı ruhu ve dost canlısı oluşu bu anlarda kendini gösteriyor. Bakışlarıyla, gülümsemesiyle, o naif duruşuyla, beni kendine bir kez daha aşık ediyor! =)

Peki, hiç mi ağlamıyor? Huysuzluk yapıp ‘istemiyorum anne!’demiyor bu çocuk? Tabi ki de diyor ve bazen acaba bu benim kızım olan Melina’mı diye bile düşündürtüyor ama bunu kendi dünyasındaki iyi huylarıyla öyle güzel harmanlıyor ki anne-baba olarak bize genelde şapka çıkarmak düşüyor. Hatta geçen günlerde bu konuya örnek olabilecek bir olay da yaşadık.

Yine o meşhur hem arkadaşlarım gelsin anne oyun oynayalım dedikleri; hem de arkadaşları gelince atışmaların eksik olmadığı günlerden birindeydik. En sevdiğimiz arkadaşımız Nehir gelecek ama sabahtan beri biraz modumuz düşük =) O yemeği yemek istemiyoruz, arkadaşımızın da etkisiyle evde biraz şımarıyoruz, oyunlardaki karakterleri paylaşamıyoruz derken Melina bir süre sonra bahsettiğim o duygu geçişlerini hissettirmeye başlıyor. Hırçın yanlarını paylaşımcı olana bırakıyor ve arkadaşına en sevdiği oyuncağını göstermek istiyor:

‘Gel şimdi seni kocaman bir şatoya götürüceeem’ diyip elinden tutuyor.

Bu kocaman şatoyu arkadaşlarımıza anlatmayı, onları sevimli My Little Pony’lerle oynatmayı çok seviyoruz çünkü o gerçekten ‘kocaman’ ve onu birileriyle paylaşmak bizi daha çok mutlu ediyor. Tek başınayken şatonun içinde oynamak nedense hiç keyif vermiyor ona… Bunu sanırım bizim evde kalabalık arkadaş gruplarıyla keyifli zaman geçirmemize benzetiyor ve oda sevdiği bir arkadaşı gelince onu şatosunda ağırlıyor=) Ne de olsa orası da onun evi! Pardon o bir ‘My Little Pony Şatosu’ =) Evcilik oyununda hayali camdan bakar, hayali koltuğa oturur ve hayali bir salıncakta sallanırlarken, bu şatoda güzel saçlı atların camdan kafalarını çıkarabiliyor, çay içirilebiliyor, asansörüyle aşağı yukarı çıkarmak bile sanal olmaktan çıkıp gerçekmiş hissi verebiliyor.

‘MY LİTTLE PONY’ LER DOSTLUĞU PEKİŞTİRİYOR

Bazen Melina’yı ve arkadaşlarını bu şatoyla oynarken gözlemliyorum ve şunu fark ediyorum; bu bir oyun konseptinden çok daha fazlası… Nasıl mı? Abartıyorum gibi gelenler için kısaca şöyle anlatayım; en başta oyunun çıkış noktasının ‘arkadaşlık sihirlidir’ olması benim gibi birçok anneye her şeyin hassasiyetle düşünüldüğü hissini verirken, içerik olarak da arkadaşlık kurgusunu geliştirebilen detaylara sahip. Genelde ana karakterleri sahiplenen Melina ve arkadaşları, o Pony’lerin sahip oldukları özelliklere bürünmeye çalışmayı da çok seviyor.

Başlarda ‘’Anne bunun özelliği ne? bu ne yapıyormuş sence?’’ sorularıyla kavramaya çalıştıkları minik Pony’leri öğrendikçe birbirlerini idare etmeyi, nazik olmayı, hayvanlara iyi davranmayı öğreniyorlar belki de. Melina Prenses Twilight Sparkle olunca –bu en akıllı ve lider ruhlu olanı- diğer arkadaşlarına iş yapmayı öğretmeye kalkıyor =) Rarity olan arkadaşı ise biraz daha süslü olmayı, güzel giyiniyormuş gibi yapmayı öğreniyor. Zamanla da kendilerine en uygun olanı seçmeye başladıklarını ve normal hayatlarındaki gibi dialogları oyuna taşıdıklarını görüyorum. ‘Ben biraz Irmak’la oturmak istiyorum çünkü onun bugün biraz morali bozuk, biraz onu güldürmeliyim Anne!’ gibi şeyler söyleyince oyunun çocuklar üzerindeki önemli etkisini net bir şekilde hissettiğimi tüm samimiyetimle söyleyebilirim.

Sanırım Melina’da ileride yalnız olmak yerine arkadaşlarıyla vakit geçiren, dostları için her şeyi yapan, sevgi dolu bir kız olmayı bu sevimli arkadaşlık sihirlidir oyunlarıyla öğreniyor ve bu işi fazlasıyla seviyor! Bunu onun arkadaşlık ilişkilerinde ve kendine ait olan dünyanın içine aldığı birçok şeyde görebiliyorum. O, arkadaşlığa önem veren, paylaşırsa daha çok mutlu olduğunu anlayabilen bir çocuk ve bu yolda ilerleyeceğini oyunlarıyla bile olsa gösterebiliyor. İleride her şey bu şato kadar renkli olamasa da çocukluk hatıralarını, pembe saçlı minik atların keyifli maceralarını anımsadıkça yüzünde kocaman bir gülümseme olacak!

Sevgiler;

Melina’s Mom