“NEFES TERAPİSİ” İLE TANIŞMA

0

Yıllarca anne olabilme özlemi çektikten, iki dış gebelik, 3 negatif tüp bebek denemesinden sonra, bebeğime sahip olabilmek adına yapabileceğim her şeyi denemeye hazırdım. ‘Ne kaybedeceğim ki?’, düşüncesiyle bir arkadaşımın da tavsiyesi üzerine “Nefesle” tanıştım. Dibe vurduğum noktadan çıkmam, tam ve mükemmel olduğumu kabullenmem uzun zaman aldı. Ama nefes sayesinde hücrelerime giren oksijenle bedenen ve ruhen ciddi bir yenilenme ve değişim geçirdim.

Genellikle bu tür aktivitelere katılmaya üşenen ben, ilk defa hiç tereddüt etmeden seminere kayıt oldum ve Nefes Terapisi için Kıbrıs’a doğru yola çıktım.

Kıbrıs’a vardığımda otele transferimiz için ayarlanan shuttle’a bindim. İçeride benden başka 5 kişi daha vardı. Herkese selam verip yerime yerleştim. Kimseyle konuşmak gelmiyordu içimden, sadece telefonumla ilgilenip camdan dışarıyı izliyordum. İnsanlar çok çabuk kaynaşmışlardı, ama ben kimsenin suratına bile bakmıyordum. Göz göze gelirsek benimle iki çift laf edecekler diye ödüm kopuyordu. Otele vardığımızda bizi koçlarımız karşıladı. Seminerde toplam 35 kişi olacaktı. Oda numaramı sormak için resepsiyona gittiğimde, hiç de hoşuma gitmeyen bir şey öğrendim. Bir oda arkadaşım olacaktı! ‘Oda arkadaşı mı?’ dedim içimden. Bunca yıl hiçbir yabancıyla aynı odada kalmak zorunda kalmamıştım ama ayarlama önceden yapıldığından, elim mahkum halde durumu kabullenip odama gitmek zorunda kaldım.

Oda arkadaşım çok sıcak ve içten bir kızdı. Kıbrıslıydı. Fakat ben kimseyle konuşmak istemediğimden sadece Kryon’un ‘Yuvaya Yolculuk’ kitabını okumaya çalışıyordum.

Nefes terapisinin ilk seansı için toplandığımızda 35 kişi teker teker orada bulunma sebebini anlattı. Bunca yabancının özel hikayelerini paylaştığı bir ortamın bu kadar rahatlatıcı olması çok tuhaftı. Kundalini, Transformal Nefes ve Tibet’in Gençlik Pınarı gibi insan ruhunu gençleştiren meditasyonlar yaptık.

İlk Nefes Seansında deliler gibi ağladım. Yıllardır içimde biriktirdiklerimi ağlayarak boşaltıyordum. Tüm vücudum kaskatı haldeydi ve kendimi küçücük, savunmasız bir çocuk gibi hissediyordum. Arkadaşlarımla ilişkilerim, iş hayatım, anne olmaya giden yolda yaşadığım olumsuzluklar, film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu. Eksik bir kadın olduğumu, mutsuz olduğumu hissediyor, hissettikçe daha çok bağırıp ağlıyor, nefes aldıkça bu daha derine iniyor, yüreğime oturmuş 100 kiloluk yumruyu atmak için çabalıyordum. Vücudumun kitlendiğini ve ağlamaktan içimin çıkacağını hissettiğim noktada, Koç’um beni bacaklarının arasına aldı ve sanki onun bebeğiymişim gibi sarıldı. O dokunuş, o yoğun sevgi, içine düştüğüm duygu girdabından çıkmamı ve kendime gelmemi sağladı. Gözlerimi sımsıkı yumduğum o anda, önümde sapsarı saçlı, güzel bir kız bebek belirdi.

‘Ben tam ve mükemmelim’. Sürekli bu afirmasyonu tekrar ediyorduk ancak ben hala inanmakta güçlük çekiyor, ağzımı her açtığımda gözlerimden yaşlar akmasına engel olamıyordum. Dördüncü günün sonunda, bilinçaltım benimle savaşmayı bırakmaya, afirmasyonu kabul etmeye başladı. Göğsümde oturan ve beni yıllardır ezen o ağırlık yavaş yavaş kalkıyor, ben tekrar nefes almaya başlıyordum.

Oda arkadaşım bana Beki İkala’nın ‘Meleklerle Yaşamak Kitabı’ndan bahsetti. Döner dönmez bu kitabı alacaktım. Akşamları, oda arkadaşımın güzel kalbinden çıkan hikâyelerini dinleyerek uyuyakalıyordum.

Yılların yükünü boşaltmakla geçen bir haftanın sonunda,  elime verdikleri aynaya bakıp gülümsememi ve “ben tam ve mükemmelim” dememi istediler. Aynaya baktım, gözlerim doldu ama gülümsüyordum. Bir haftanın sonunda inanılmaz bir rahatlama hissettim.  Aynada uzun zamandan sonra yeniden gördüğüm, ”Tam, mükemmel, eksiği olmayan, çekici ve sevilen” kadına baktım! O bendim!

Uçağa bindiğimde artık anne olamasam da harika bir kadın olduğumu düşüyordum. Eve döndüğümde, eşim yüzümden yayılan ışığa ve hayata dönüşüme inanamadı. Böyle şeylere inancı hiç yoktu ama bana “Her neyse bu gittiğin, her ne yapıyorsanız orda, lütfen buna devam et, bu sana çok yaramış Aşkım” dedi.

Son dondurulmuş tüp bebek tedavimi yalnızca dondurucuda kalan son embriyomu almak için oldum. Onu orada bırakmaya gönlüm el vermedi. Doktorum yüzüme baktığı anda bendeki psikolojik ve fiziksel değişimimin farkına vardı. Sebebini sordu. Ona Nefes ve Akupunktur ve diğer Meditasyon maceralarımdan bahsettim. Tüm gittiğim yerlerin telefonunu aldı tek tek. Hastalarına önermek istiyordu.

Transfer günü, hastane odasında kitap okuyarak sakince bekliyordum. Sıra bana geldiğinde sıradan bir muayeneye girermiş gibi heyecansızdım. Tam hasta bakıcı beni aşağıya indirirken, elimdeki kitabı kapatırken son paragrafı okudum. Baş Melek Samuel’in bir sözüydü; “ Hiçbir şeyi kaybetmediğinizi bilin. O, her zaman oradaydı ve her zaman orada olacak siz hazır olduğunuz zaman belirmek için. Siz görebildiğinizde ve alabildiğinizde. Doğru zamanda, doğru şekilde. Evet, ilahi zamanlama son derece doğru, gerçek. Bunu bilin, içinizi rahat tutun.”  – Beki İkala’nın kitabından alıntı. Artık o zamanın geldiğini biliyordum,  aşağıda dondurucudan çıkarılmış bu meleğin benimle kalacağından emindim.

Eve geldiğimde yine kıpırdamadan yattım, ama kafamı dağıtacak, düşünmemi engelleyecek heyecanlı bir kitap okudum. Açlık Oyunlarıkitabını bitirdiğim gün test günümüzdü. İlk defa önceden yaptırmadım, tam gününde gittim. Test sonucunu almak için ilk defa doktorun aramasını bekledim. Doktorum telefonda çok mutlu bir ses tonuyla bana “HAMİLESİN” dedi.  Sevincimi sizlere hangi kelimelerle ifade edeceğimi inanın bulamıyorum. Yaşadığım his, tarifsiz ve ancak yaşandığında anlaşılabilecek türden bir mutluluktu. O an doktoruma onun için ömrüm boyunca dua edeceğimi ve onu deliler gibi sevdiğimi bağırırken, içimden geçen adağı paylaşmak istedim. ‘Durumu olmayan bir anneye, tüm masraflarını karşılayarak, dondurma işlemi de dâhil tüp bebek transferi yaptıracağım’ı söyledim. Yavrumun benimle kalması için dua ederek telefonu kapattım.

Çok zor bir hamilelik süreci geçirdim. Hamileliğim boyunca sıtmalandım ve kanama geçirdim. Her kanamada yüreğimiz ağzımızda hastaneye koşarken dua etmeyi ve bebeğimle konuşmayı hiç bırakmadım. Tüm hamileliğim boyunca belki onlarca kez ”bebeğim benimle kal!” demek zorunda kaldım. Son haftaya kadar bebeğim için bir zıbın bile almadım. Yine de hazırlık yapmaktan korkuyordum. Bugün hala odasını tam anlamıyla bitirebilmiş değilim.

Neredeyse her hafta gelen kanamalar, her gün yaptığım kan sulandırıcı iğnenin bacaklarımda yarattığı ağrılar ve mosmor bezeler, baktıkça yakınlarımın yüreğini parçalıyordu. 4 ay annemde yattım, sonuna doğru evime geldim. Geçirdiğim buhran yüzünden fırlattığım kumandanın izi hala annemin yatağının karşısındaki gömme dolapta durur. Anneme gittikçe ona bakar, aylarca nasıl kıpırdamadan yattığımı hatırlarım.

Yaşadığım hiçbir olumsuzluk ne bebeğimi kucağıma almama engel olabildi ne de ona olan aşk dolu hasretime sekte vurdu. 8 ay boyunca kıpırdamadan yatmış olmam, tuvalet ihtiyacımı çoğu zaman altıma sürgü itilerek gerçekleştirmiş olmam, onca yaşanan psikolojik bunalımın ardından, böyle bir hamilelik geçirmiş olmam elbette benim için çok yıpratıcı oldu. Hiç de kolay zamanlar değildi. Ama hiç bir zaman Allah’a bu yüzden isyan etmedim. Her gün şükretmeyi halen bırakmadım.

Şimdi, geriye dönüp baktığımda, bazı şeyleri düşünerek hatırlamak zorunda kaldığımı fark ediyorum. Melina’yı kucağıma alalı henüz 10,5 ay olmuşken, bunları unutabilmeyi başarmış ve ruhumu tamir etmişsem, bu duygunun ne kadar yüce olduğunu tekrardan anlatmama gerek yoktur diye düşünüyorum. Gerçekten büyüklerin de dediği gibi; çok zor oldu ama kucağıma aldığım an gözümden mutluluk yaşları akarken, yaşadığım her bir zorluk bir anda hayatımdan çıktı gitti. Sanki onları yaşayan ben değildim.

Kan pıhtılaşmam ve ailemizdeki pıhtı öyküleri nedeniyle, epidural almam mümkün değildi.  Genel anestezi ile sezaryen yaptırmak durumunda kaldım. Bebeğimi doğduğu an göremeyecek olmama ne kadar çok içerlesem de, her işte bir hayır vardır demeyi başarabildim. Doğduğu anda nefes alamadığını görseydim, herhalde kalpten giderdim. İyi ki genel anestezi ile doğum yaptım, çünkü Melina doğduğunda uzun bir müddet ağlamadı ve nefes alamadı. Müdahale ile ciğerlerindeki suyu çekmek zorunda kaldılar. Neyse ki ben uyanana kadar tüm bu komplikasyonlar hallolmuştu.

Hoşgelmişti Dünyama Minik Mucizem, Çilekli Dondurmam!

 DSC03435

  

Nefes Terapisindeki arkadaşlarıma Hamile olduğumu öğrendiğim an yazdığım e-mail:

Herkese merhaba,

Cok degil, 3 ay once katildim mucize kursuna. Beni oraya getiren sebep anne olma hasretimdi. 4 yila 2 dis gebelik, 3 basarisiz (negatif) tup bebek denemesi ve dogal seyrinde nice negatifi sigdirmis ve bu yuzden tarifsiz acilar ceken bir “Kadin” olarak,

“Nefes alamiyorum, bence benim sorunum bu. Bir anda nefes almadigimi farkedip bogulacak gibi oluyorum. Hal boyleyken gerekli oksijeni saglayamiyorum..Belkide bu yuzden hamile kalamiyorum” dedim esime bir gun. Ve mucizeme ilk adimimi attim..

 Nice güzel kalpli Koc sayesinde yillarin acisini soktum cikardim icimden. Yeniden bir baslangica adim atmak icin guc toplamak oyle zordu ki.. Herseyden once yeniden gercekten “Kadin” oldugumu hissedebilmek.. Tam ve mukemmel oldugumu kabullenmek…

Sayenizde yeniden gucumu topladim, herseyden once nefes almayi ogrendim, Yasamaya basladim..

Bugun hayatimda ilk defa icimde yeni bir varligin filizlendigini hisettim. Ilk defa gercekten “Kadın” oldugumu hissettim. Ilk defa gercek mucizeyi tattim.

Bugün bir bedende Iki Kalbim.

 

 

Sevgiler…