Şevval demek Mucize demek!

Benimkisi bir tüp bebek hikayesi değil. Bir mucize bebek hikayesi…

Küçüklüğümde yaşadığım yumurtalık kanseri sebebiyle artık tek yumurtalığı olan gencecik bir kızdım. Kemoterapiler, radyoterapiler sonucu çok şükür sağlığıma kavuşmuştum ama toplum bu konuda maalesef sağlıksızdı. Demek istediğim yaşadığım yerin küçük ve herkesin bir birini tanıyor olması…

Genç kızken yaşamam gereken ne varsa bana yasatmayan bir mahalle baskısı vardı geçmişimde… “Çocuğu olmaz artık bunun”! Geçmişime dair en net hatırladığım cümle bu! Doktorlar tek yumurtalık gebeliğe engel değil deseler bile benim memleketim bunu hiç bir zaman kabul edememişti. Bu baskılara bağlı olarak asla çocuğumun olmayacağını düşünerek görücü usulu bir evlilik yaptım. Çocuğum olmaz stresi ilk aylardan sarmaya başladı beni… Geçmişimi bilmeyenler bu durumu hiç anlamadı ve benim tek duam anne olabilmekti!

Evlendikten tam bir yıl sonra hamile kaldım. Hayatımda ilk defa kendimi eksiği tamamlanmış biri gibi hissettim… Ki bu durum uzun sürmedi, hastalığım gebeliğimde tekrarladı. Bebek 12 cm’ken 17 cm’lik bir tümör yumurtalıkta göründü. Bu çok riskli durumdur. Özel hastahaneler bile ‘ben tedavinizi yapamam’ deyip, bizi Çapa’ya yönlendirdi. Hamileyken kapısından girmemem gereken radyasyonlu odalara, emarlara, tomografilere defalarca girmek zorunda kaldım! Hatta kızımın ilk hareketini emar masasında, emar sesine verdiği tepkiyle hissettim. Sonunda karar verildi, gebelik sonlandırılacaktı! Rahim ve yumurtalık alınacaktı! Böylece annenin hayatı kurtulcaktı ama geride kalan anneye bir yaşam kalacak mıydı gerçekten?!

Yaşım 22’ydi ve önümde uzun yıllar vardı ama bir hayat yoktu.. Böyle algılıyordum. Eve gelirken dizlerimin gücü kalmadığını hissettim, olduğum yere bir çöp yığının yanına çöküp kaldım. Göz yaşlarımı gözlerime yedirdikten sonra bir anda yanımdaki iki kaldırım taşı arasından  çıkmış bir sarı çiçek farkettim. Dedim ki ‘’Rabbim! sen nelere kadirsin… Bu kaldırım taşları arasından minicik bir çiçeğe can vermişsin, bana da hayırlısıyla bebeğimle can ver’’

Anne olamadıktan sonra… Ölürsem de öleyim!

Geriye kalan 4 ay boyunca hiç doktora gitmedim, zaman zaman sağlık ocağına gidip kalp baktırıp geri döndüm. 4 ay boyunca hem tümörün hemde bebeğin baskısından hiç oturamadım. Ya yatıyordum yada ayaktaydım! Hormonlarım alt üst olmuş, sesimde ergen erkek sesine dönüşmüş durumdaydı! Cildimin durumu ise dahada kötü… Sakallarım ve  sivilcelerim var, saçlarımda iyice dökülmüş durumdaydı! Anlatılması çok zor bir süreç… Ama hergün bebeğime notlar yazıyordum. Şarkılar, ninniler söyleyip, ona video çekiyordum. Olmadık yerlere vasiyetimi yazıp bırakıyordum. Olurda ölürsem beni güzel bilsin diye süslenip resimler çekip, çıkarttırıyordum. Ya bebeğime birşey olursa endişesiyle bir çift kırmızı ayakkabı dışında hiç birşey almadım. Bize birşey olursa eşim onlara bakıp kahrolamasın diyordum…

Tüm bunlar yaşanırken aile hekimimin tavsiyesiyle 39.haftada hastaneye gittim ve beni doğuma aldılar. Fakat aynı anda kistimide almaları lazım. Doğuma dakikalar kala  ölüm korkusu, bebeğimi görmeden ölme korkusu, onu yalnız bırakma korkusu sardı bedenimi… Onun içimdeyken ki son dakikalarını içime çektim ve doğuma girdim! Epidural olacaktım.

Doğuma girdikten 10 dakika sonra uzaktan uzaktan bir ağlama sesi duydum. Öyle kısık bir sestiki bir başkası doğum yaptı sandım. Ama oda ne bir ses ‘’ İşte seninki’’ dedi! Ömrümde öyle güzel bir melodi duymadım… Bir kez göreyim dedim, ama nasıl ağlıyorum. Yanağıma koydukları anı hatırlıyorum ve diyorum ki ‘Galiba ömrümün geri kalanını o ana borçluyum’. Ömrüme orada ömür katıldı. Sonra bebeğimi babasına götürdüler .Benim içinde gerçek savaş zamanıydı! Tam 4 saat süren uyanık bir ameliyat! Yavaş yavaş geçen uyuşuklukla başlayan ağrılar, acılar, bağırmalar… Ameliyattan çıkarken bacaklarımı toplayıp ağlayacak kadar geçmişti uyuşukluğum. Acıdan yoğun bakımda iki defa bayılmıştım! Kızımı ise ancak 2.gün görebildim, bir hafta sonrada emzirebildim. Bir hafta sonra fark ettimki yaşayacağımızdan emin olamadığım için adını hiç düşünmemiştim. Bir hafta sonra artık ona bir isim vermemiz gerekiyordu. ‘Şevval’ olsun dedim çünkü Şevval ‘Müjde’ demekti!

Kızım Şevval şuan 5 yaşında. Çok sağlıklı… Allah’ıma binlerce şükür!

Bende isim durum biraz farklı…5Hastalığım 5 yıl sonra yeniden tekrarladı. Önümüzdeki ay ameliyatım var ve bu defa o kadar yürekli hissedemiyorum kendimi. Hayata tutunmak için onun minicik ellerine tutunuyorum…

Hikayemi biraz uzun anlattım ama bunları yazarken ben bir kez daha ne kadar güçlü olduğumu far kettim. Sıkılmadan okuduğun için teşekkür ederim. Paylaşman benim için önemli değil. Bunları anlatmak bana iyi geldi.

Çok sevgiler,

Elif Büşra