KISIRLIK TEDAVİSİ GÖRÜYOR OLMAK… HAYATIMI NASIL ETKİLEDİ?

1

KISIRLIK TEDAVİSİ GÖRÜYOR OLMAK… HAYATIMI NASIL ETKİLEDİ?

 

Uzun zamandır en çok karşılaştığım soru, kısırlık tedavisi sırasında hissettiklerim, arkadaşlarımla, eşimle, ailemle ilişkilerimin nasıl etkilendiği ve aramın düzelip düzelmediği oldu…

Kısırlık tedavisi gördüğüm yıllarda, hissettiklerimi hiç kaleme almadım. Aslında almış olsaydım, bu duyguları, içimde kopan fırtınaları, çalkantılı ilişkilerimi çok daha net aktarabilmiş olurdum. Zaman o kadar her şeyin ilacı ki, bugün kucağımda mucizemle hayata devam ederken, fark ettim ki, o duyguların içinden geçip gittiğim 4 yıl, 100 yıl önceymiş gibi uzakta kalmış.

Tedavi gördüğüm yıllarda, tek istediğim ve odaklandığım hep bir bebek sahibi olabilmekti. Anne olamama duygusunun üzerimde yaratmış olduğu psikolojik baskıyla, bir türlü normal yaşantıma ve arkadaşlarımla olan ilişkime odaklanamaz olmuştum. En kötüsü de, aileme karşı da aynıydım…

Arkadaş sohbetlerinde, konuşulan konulara odaklanamıyor, bir türlü muhabbetlere dahil olamıyordum.. Ayakkabılardan, çantalardan bahsetmek o kadar banaldi ki o günlerde benim için… Aklımda, fikrimde, zikrimde hep evlat sahibi olabilmek vardı.. Eksiktim, yarımdım, dolayısıyla hırçındım.. Ben, ‘bana’ tahammül edemiyordum…

Başkalarının, o yolunda giden hayatlarında, bana verdiği akıllar hep batıyordu. Edilen sohbetler, anlatılan dertler o kadar çocukça geliyordu ki, gereğinden fazla olgunlaştırmıştı beni yaşadıklarım. İnsanların dertlerini küçümsemekten bahsetmiyorum, çünkü biliyorum ki, benim derdim de daha büyük sorunları olan insanlar için aynı derecede önemsiz kalıyordu… Ama ben, “O bunu dedi, bu benim hakkında şöyle dedi, bu böyle yaptı” gibi, komik dedikodusal muhabbetlerden ve bunu kendine dert edenlerden bahsediyorum… Bugün bile bu tarz muhabbetler bana çok saçma gelir…

Eşime karşı hiçbir zaman kişisel anlamda hırçın olmadım, yani ona karşı hırçınlaşmadım ama hayata karşı olan küskünlüğüm ve kızgınlığım, ona da şiddetli bir biçimde yansıyordu elbet. Nadiren yukarıda ama çoğu zaman dipte olan ruh halim, evlendiğimiz ilk yıl, o çok keyif aldığımız dışarıda yenen akşam yemeklerini de alıp götürmüştü hayatımızdan. Hayatım sanki karanlık bir odaydı, orada benden ve anne olma arzumla beynimde dönen düşüncelerden başka bir şey yoktu.

Aldığım her hamilelik haberiyle, kendime olan acıma duygum depreşiyordu. Başkası için sevinirken, kendin için üzülme duygusu, tarifi gerçekten mümkün olmayan bir şey. En yakının bile olsa, aldığın her haberde içine kor gibi düşen, sana kendi eksik yanını hatırlatan bir duygu… Bu günlerde bunu yaşayanlara, kendilerini suçlu hissetmemeleri için, onlarca mail atmışımdır. Bu çok insani bir duygu ve bunu hissediyor olmanız asla sizi kötü bir insan yapmaz. Ben kısırlık tedavisi görüp de, bu duyguyu yaşamadım diyen bir insan olursa, inanmam…

2. Tüp bebek tedavim sırasında, transfer öncesi, tedavi gördüğüm meşhur klinikte bana bir anket uzattıklarında ve o anket sorularını okuduğumda ben de yalnız olmadığımı, bu duyguları hemen hemen kısırlık tedavisi gören herkesin yaşadığını anladım. Sorular öyle can yakıcıydı ki, anket kağıdını buruşturup bir köşeye fırlattım! Yanımda, transfer sırası bekleyen diğer arkadaşım da aynısını yaptı.

Sorular aynen şöyleyi;

-İnsanlardan kaçıyor musunuz?

-İkili ilişkileriniz etkilendi mi?

-Hamilelik haberlerinde ne hissediyorsunuz?

-Sosyal hayattan koptuğunuzu düşünüyor musunuz?

-Hayattan eskisi gibi zevk almıyor olduğunuzu düşünüyor musunuz?

– Eskiden ne kadar sosyaldiniz?

 

Evet… Hepsine evet!………………..

 

Bir üniversite, kısırlık tedavisi gören kadınların psikolojik durumlarını araştırıyormuş…. Aslında, tedavi gören kısır kadınların rızası alınarak, psikologlarından bu bilgilere ulaşılsa, çok daha doğru olurdu diye düşünüyorum.

Aileme karşı huysuz, nazımın geçtiği arkadaşlarıma karşı alıngan tavırlar sergiliyordum. Zaman zaman görüşmek istiyor, zaman zaman hiç kimseyi görmek, sesini duymak dahi istemiyordum. Çoğu arkadaşım, açmayacağımı bilse de aralıklarla beni aramaya devam ediyor, yanımda olduklarını bir şekilde o telefonu çaldırarak dahi olsa hissettiriyordu. Çok şükür ki, anlayışlı dostlarım hiçbir zaman beni aramaktan ve eski ‘ben’ olacağım günü sabırla beklemekten vazgeçmediler.

Bağdat Caddesi’nde oturuyoruz biz… O yıllarda, algıda seçicilikle, caddede ne kadar çok pusetli kadın olduğunu fark etmemle, yürüyüşlerimizi ve Pazar kahvaltılarımızı kesmem bir oldu. “Caddeye çıkmayalım, her yer puset kaynıyor, N’olur” dediğimi dün gibi hatırlıyorum eşime… Sosyal hayattan gerçek anlamda kopuş, bu olsa gerek…

Bir de, o Pazar kahvaltıları yok mu…Yıllardır, sucuk, salam, sosisten, ‘hamileysem’ diye toxoplazma korkusuna kaçmak, bir de gerçekten hamile olduğu için onları yemeyenleri görmek var ya…. Kendini aslında evcilik oynuyor, olmayan bir şeye inanıp rol yapıyormuş gibi eksik hissettiren bir duygu. O hamile kadın, gözünüzde öyle yüce oluyor, öyle devleşiyor ve siz kendinizi o kadar küçülmüş görüyorsunuz ki, bunu da tarif etmem mümkün değil… Sizin onları sebepsiz yiyemiyor olmanız bile, yeri geliyor ağlama sebebiniz olabiliyor..

Bugün ilişkilerim ne durumda, ruh halim nasıl? Gelen maillerden, en çok bunun merak edildiğini görüyorum. Anlayışına sığındığım arkadaşlarımdan gerçek dostum olanlar hala hayatımdalar. Onlarda, hayatımdan gidenlerle aynı Merve’yi yaşadılar. Zaman geçtikçe, tabi ki de lohusalığı da atlattıktan sonra yavaş yavaş eski Merve olabildim. Yine eskisi gibi kız kıza programlar yapıyor, hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. 5 sene önce beni bıraktıkları noktadan aldılar ve benimle yürümeye devam ettiler… Buradan ne kadar teşekkür etsem az canım dostlarıma.

Eşimle ilişkim hiçbir zaman bozulmamış olsa da, Melina’nın gelişiyle, hayata karşı değişen tavrım, ilişkimize de olumlu yansıdı elbet. Şimdi, kızımızı da alıp, o çok keyif aldığımız akşam yemeği programlarımızı yapıyoruz. Evliliğimizin ilk yılında, o hep gittiğimiz balıkçıda, ağzımız kulaklarımıza vararak hayalini kurduğumuz “aile” olabilmişken, bunu yapmamamız mümkün mü ki?

Ailemle ilişkilerim elbette ki düzeldi, çünkü sizi kolayca bırakıp gidebilenlerin aksine, onlar her koşulda her zaman oradalar. Dünya üzerinde başka kim, bir anne ve baba kadar affedici olabilir ki? Hatalarınızla, ayıbınızla, kusurlarınızla sizi her halükarda, delicesine sevecek bir tek onlar elbet…

Bugün, geçiyor olduğunuz yol yorucu ve çok yıpratıcı evet. Ama zaman o kadar her şeyin ilacı ki, bebeğinizi inşallah kucağınıza aldığınız anda, her şeyi inanın geride bırakabiliyorsunuz. Tüm ruh haliniz eski pırıltılı haline geri dönüyor. Bir yaprak dökümü yaşanıyor ve son kullanma tarihi geçmiş ilişkileriniz sona eriyor. Zaten hayatınızın geri kalanında olmaması gerekenler gidiyor.

Şu anda bu durumun içindeyken, eminim sizi acıtan dostlarınız, akrabalarınız için üzüntü duyuyorsunuz. Bunu çok iyi anlıyorum, biliyorum. Ama gün gelip de, her şey bittiğinde, emin olun bu satırlarımı da çok iyi anlayacaksınız, hem de iliklerinize kadar hissederek…

Hiçbir zaman tam anlamıyla ‘eski siz’ olamayacaksınız evet! Çünkü daha güçlü, daha olgun, hayatta daha sağlam adımlarla yürüyen bireyler olacaksınız. Buna inanın.

Ben bugün, Melina’ya bu kadar zorlu yollardan geçerek ulaştığım için hep şükrediyorum. Beni daha olgun, ufacık şeylere kafayı takmayan, kendine güvenli bir insan yaptığı için. En önemlisi de, kurduğum yalan dostlukların hayatımdan ayıklanmasına sebep olduğu için. Gelişiyle, hayatımda bana zarar verecek her şeyi gönderdi bu minik mucize… Kim bilir, belki sizin de gerçek yüzlerini tanımanız gereken insanlar, ayıklamanız gereken safralar, olgunlaştırmanız gereken bir ruhunuz vardır. Sonunda, inşallah gelecek olan o mucizeleriniz, belki de hayatınızda gerçek bir devrim yaratacaklardır… Benimki gibi…

Hadi şimdi gülümseyin, ve ayağa kalkıp savaşınıza devam edin. Her şey geçip gittiğinde, hayat inanın eskisinden de güzel olacak.

 

Sevgiler,

 

Melina’s Mom

 

1 YORUM

  1. Bir ara doktora gittiğimde bana seni hiç iyi görmüyorum psikolojik destek Alman gerek demişti uç yıl önce psikolojik olarak okadar yikik bir konumdaydim ki karşıdaki insanlar bile anlıyordu Merve Hanim son altı aydır kafamı meşgul edecek işlerle uğraşmaya çalışıyorum gercekten bunu anca yaşayan anlar yaşamayan asla ve asla anlamaz