Hayatımın duygu yüklü günlerinden koca bir ‘merhaba’!

6. Aya girmemizle birlikte bende bir sevgi pıtırcıklığı  başladı ki sormayın. Kendime çok şaşırıyorum, ben bu kadar şaşırırken etrafımdakileri siz düşünün… Bir sabah “Acaba nasıl bir bebek olacak? Kime benzeyecek? O kadar merak ediyorum ki” diyerek sabırsızlıkla onu beklerken, ertesi sabah “Şubat ayı gelmesin, ben hazır değilim, hayatım asla eskisi gibi olmayacak” diye ağlayan bir benle karşılaşıyorlar. Eşim de doğal olarak bu gelgitlere şok oluyor!

ANNE OLMAYA HAZIR MIYIM?

Sahi çok merak ediyorum “Ben artık tamamım, anne olmaya hazırım” diyerek korkmadan anne olmayı bekleyenler var mı? Anne olmaya nasıl hazır hissedilir ki? Evlilik arkasından bolca gelen “Ee çocuk ne zaman?” sorularına hep “Ben daha anne olacak olgunlukta değilim” diyordum. Kendimi hep çok genç, dahası çocuk görüyordum. Bir gün o sırada yeni doğum yapmış bir arkadaşım “Anne olmaya hazır hissetmek diye bir şey yok, hamile kalıyorsun, yavaş yavaş bir şeyler gelişiyor içinde ve o 9 ay seni ona hazırlıyor. Sonra doğup kucağına geldiğinde o gün gerçek bir anne olmayı öğrenmeye başlıyorsun… 40 yaşına da gelsen o senin ilk çocuğun olacağı için yine de hazır olmadığını düşüneceksin” demişti.

O zamanlar bunun üzerinde pek durmamıştım açıkçası… O bebeği olan bir anneydi, bense o sırada evli olmaya yeni yeni alışmaya çalıştığımdan aynı yaşta olmamıza rağmen kendimi ondan daha küçük gören biriydim. Birinin bana “Anne” demesi mi? Ben daha erkek arkadaşım kelimesi yerine eşim kelimesini koymaya yeni alışmışken olacak şey değildi. =)

Şimdi ise ‘evet’ diyorum! Nede olsa 10 sene sonra da kendimi hazır hissetmeyecektim çünkü yine beni neyin beklediğini bilmiyor ve korkuyor olacaktım… Hatta yine tecrübesiz olacaktım. Yani haftalar geçse de hamilelik daha keyifli ve mucizevî bir hal alsa da kaygıların sonu bir türlü gelmiyor. Sadece sen alışıyorsun, meraklanıyorsun, o kıpırtıların sahibini görmek için sabırsızlanıyorsun.

Bu arada anne adaylarının etrafında evli ya da çocuklu insanların olması da bu konuda çok etkiliyor insanları… Çünkü bir şeylere gördükçe alışıyor insan ve daha normal gelmeye başlıyor. E, biraz da özeniyor olabiliriz onu bilemiyorum.

Benim yakın arkadaş çevrem genelde bekâr, dolayısıyla çocuklu arkadaşlarım da pek yok. Baktım bu durum benim hamileliğe alışmama biraz engel oluyor hemen algıda seçiciliğin de yardımıyla hamile ya da çocuklu insanlarla tanışmaya başladım. İnanın oldukça faydalı oluyor, benim gibi zorlananlara tavsiye ederim.

Hayatımda hiçbir zaman duygusal, daha doğrusu duygusallığını gözler önüne serebilen biri olamadım. Süslü cümlelerim yoktur benim, konuşmayı da sevmem zaten sevgi dolu sözcüklerle. Mesela özel bir günde eşimle bir fotoğraf koyarken satır satır yazılar yazan, ilanı aşklar yapanlardan olamadım hiçbir zaman. Anneme de onu ne kadar çok sevdiğimi tam olarak anlatamamış olabilirim.

Bunu gözler önüne seremesem de arka planda sevdiklerime karşı çok yoğun bir bağlılığım var… Ama sanırım bu günlerde bazı duyguları geri planda tutmakta zorlanıyoru. =) Bu duruma şimdiden hayatımızın merkezine oturan küçük beyin katkısı bir hayli büyük.

Sanırım bu yüzden annelerimizden milyonlarca kez duyduğumuz “Anne olunca anlarsın” cümlesini fazlaca düşünür oldum. Anne olmadım ama anlamaya başladığım şeyler var… Biri için her şeyin en iyisini istemek mesela… Sürekli onun için endişelenmek; üstelik daha aramıza bile gelmeden. Hayal ederken gözünün önüne bir sima getiremediği birine bağlanır mı insan? Hayallerimde kucağımda minicik bir bebek var, kimi zaman emziriyorum, kimi zaman yıkıyorum, ama suratı yok, orası silik. Tam olarak canlanmayan bir görsel ama ben ona gittikçe bağlanıyorum.

HAMİLEYKEN EŞİME DAHA ÇOK AŞIK OLDUM!

Bu arada bir diğer merak ettiğim konu, acaba hamilelikle birlikte eşini daha çok sevenler, sevgisi kabaranlar var mı? Yoksa bu da hormonların coşmasına dâhil mi? Ya da buna bebek gelmeden önce son demlerini yaşamak mı deniyor orasını bilemiyorum.

HAMİLELİK ALIŞVERİŞİ??

Yüksek dozda duygusallık olayını bir kenara bırakırsak, araştırmacı kişiliğimin de tavan yaptığı bir ay bu ay. Hangi bebek arabasını almalı? Nasıl bir oda yapmalı? En iyi bakım ürünleri nelerdir? Kendimi bir hayli bu konuları araştırmaya verdim bu ay… Hem tipi güzel olsun, hem kullanışlı ve hafif olsun, hem konforlu olsun derken henüz bir bebek arabasına karar veremedim. Boyası, malzemesi, güvenliği derken bebek odası konusu içinde de boğulmuş durumdayım.

Bazen“Aman biz sanki böyle mi büyüdük? Kim baktı bizim beşiklerin boyasının içeriğine?” diyerek isyanlara gelip abartmamak lazım fikrine kapılsam da, ertesi gün yine onun için en iyisini araştırırken buluyorum kendimi. Aynı durum bakım ürünleri içinde geçerli tabii… En doğalı, en iyisi olsun diye fazlaca özeniyorum. Malum son zamanlarda organik, katkısız, doğal ürünler pek bir revaçta.

Yıllarca kendim için kullanacağım hiçbir ürün üzerinde fazlaca düşünmezken, hamile kaldığımdan beri içeriklerini inceler oldum. Mesela şampuanım, yüz kremim hamilelikle birlikte değiştirdiğim şeyler arasında. Önceden canımın kıymeti yok muydu acaba diye düşünmüyor değilim hani 🙂 Düşünün ki dip boyası için bazen bir ayı bile bekleyemeyen ben, 6 aydır saçımı boyatmıyorum, en çok bu konuda zorlanırım diyordum ama bir kere bile acaba boyatsam mı demedim.. Ah analık =)  Hep bir fedakarlık yaptırıyor insana…

6. AYDA GÖBEK 🙂

Fedakârlık demişken, büyüyen göbeğimden de bahsetmek isterim. İçten içe beni korkutsa da, kendisini pek bir sevmeye başladım. İster istemez elim hep karnımın üzerinde çünkü. Hareketleri de artık öyle çok hissediliyor ki, insanların dışarıdan bile fark ettiğine eminim. Bazen kendimi göbeğimi açmış öylece seyrederken buluyorum.

Doktorum bu haftalarda artık anne sesini tanımaya başladıklarını söyledi. Dolayısıyla ben de onunla konuşmaya başladım. Ellerimi karnıma koyup ona hitap ettiğimde sanki anlıyor gibi bir kıpırdanmalar başlıyor. Bende ister istemez kendimi gülümseyerek ona bakarken buluyorum. Bu arada bu ayda nasıl olduysa 3 kilo almayı başardım ve 25. Haftayı +9 kilo ile kapattım. Evet hamilelik kilo almanın en masum olduğu zamanlar olabilir ama kontrolü kaybetme korkusu da peşimi bırakmıyor. Fakat hamur işlerine olan ilgim haftalarla doğru orantılı olarak artarken, kontrol de pek mümkün olmuyor. 🙂

İSİM SEÇME

Geçen ayın en önemli gündem maddesi bu ay da yerini korumaya devam ediyor. İsimler havalarda uçuşuyor ama yok galiba bu çocuğa bir isim koyamayacağız. O kadar çok kriter var ki nasıl seçelim? Mesela eşim iki isim konusunda ısrarcı, ben ise tek bir ismi olsun istiyorum. Kim kazanır dersiniz? Eşim ayrıca Türkçe karakter olmasını da istemiyor. Sanırım ileride yurt dışında falan yaşayacağız =)

Erken mi geç mi bilemiyorum ama bir isimde karar kılsak, ona ismiyle seslensem benim için çok daha keyifli olacak. Hem bebek odası bakarken fark ettim artık her şey isme göre yapılıyor ve biz hala ömrü boyunca ona seslenilecek isim konusunda karar veremedik. Bu konu biraz daha gündemi meşgul edeceğe benziyor.

Sevgiler;

Burcu