EVLAT EDİNME HİKAYESİ, YAZI DİZİSİ – BÖLÜM VI

0
Stack of files

EVRAK HAZIRLAMA

Eve geldikten sonra dökmanı defalarca okudum ve elime hazırlanacak evraklar listesini aldım. Tam teşekküllü devlet hastanesinden kurul raporu vardı mesela. Önce onun araştırmasını yaptık, nereden nasıl alınacağını öğrendik. Eve yakın olan bir hastaneden çıkarabiliyorduk ama sadece Salı ve Perşembe günleri çıkıyormuş. Onu bir sonraki haftaya bıraktık mecburen.

En az beş fotoğraf isteniyordu, A4 kağıda yapıştırılacak ve altlarına hikayeleri yazılacak. Artık resimleri tab ettirmeyip, digital ortamda saklayan bir nesil olarak binlerce resim taranarak, eşimle ilk tanıştığımız andan başlayıp, nişan, evlenme, aileler, arkadaşlar, tatiller, ev hali ve evimizin dört ayaklı fertlerini de içeren yirmi kadar resim seçip, ertesi gün tabettirilmek üzere hazırladım. Böyle yazaren kolay ama hem zevkli, hem detaylı bir iş, oldukça vakit aldığını söyleyebilirim. Bir kere resmin bir hikayesi olacak. Sonra mesela, aa masada sigara var, bu olmaz; ya bu resimde acaba çok mu açık giyinmişim, dövmem gözükmemeli mi tarzı ister istemez düşüncelere kapılıyorsunuz. Bir yandan da aile, arkadaş çevresi gibi sosyal ilişkileri de resimlerde görmek istedikleri için resimleri inceliyor da inceliyorsunuz J

Ertesi gün sabah erkenden eşimle evden çıktık. Nüfus müdürlüğünden ikametgah ve vukuatlı nüfus cüzdanı örneklerini, adliyeden temiz kağıtlarımız aldık. Diplomalarımızın fotokopilerini çektirdik. Resimleri tab ettirmeye verdik. Bu işlemleri öyle büyük bir heyecanla yapıyordum ki, sanki içimde birşeyler, evrakları götürüp, kızıma kavuşacakmışım gibi pembe hayaller kurduruyordu bana. Attığım her adım, yaptığım herşey onun içindi.

Bir de hazırlanacaklar listesinde, uzun bir soru listesini de içeren bir özgeçmiş istemişlerdi. Hem gerçekten bir özgeçmiş yazıcaktık; diğer yandan da nasıl bu kararı aldık, ailelerimiz biliyor mu, nasıl karşıladılar, kız/erkek tercihini neden ve nasıl yaptık, çocuklu hayattan beklentilerimiz, hayallerimiz, nasıl sorunlarla karşılaşabileceğimizi düşündüğümüz ve bu sorunları nasıl çözümleyeceğimiz, nasıl anne-baba olacağımız, korkularımız vs vs birçok sorudan oluşan el yazımız ile hazırlayacağımız bir özgeçmiş. Uzun zamandır kalemle iki-üç kelime nottan başka birşey yazmamış biri olarak sayfalarca yazı yazmak oldukça vaktimi aldı. Üstelik öyle sorular vardı ki, insan nasıl cevap vereceğini şaşırıp kalıyor.

Misal bir kadın, kadın doğum doktoruna gitse, gebelik testi yaptırsa, doktor sonucu öğrenmeden önce “Dur bakalım, senin annelik kapasiten ne? Bunu bana el yazınla kompozisyon halinde yaz getir” dese… Hadi yazmayı bir deneyin, o kompozisyon doktorun size vereceği cevabı da etkileyecek, onun baskısı da var bir yandan üstünüzde…

Normalde ooo susmadan anlatırsınız kendinizi, hayallerinizi, istek ve beklentilerinizi, korkularınızı belki ama iş buralara gelince kelimeler kayboluveriyor. Aklınızdan geçen milyonlarca kelime, binlerce düşünce kağıda bir türlü istediğiniz gibi dökülmüyor. Yazıyor yazıyor karalıyorsunuz durmadan.

İster inanın, ister inanmayın, sabah 9-akşam 11/12 ye kadar uğraşarak ancak iki günde bitirebildim bu özgeçmiş zımbırtısını.

Sıra başka bir maratona gelmişti: Hastaneden Kurul Raporu’nu almaya, ki o ayrı bir maratondu tek başına J 5 vesikalık resim, nüfus cüzdanınız ile gidip önce neden bu raporu istediğinize dair dilekçe yazıp veriyorsunuz. Sonra o dilekçe üzerine size önce başhekimlikten onay alınan bir yazı ve peşinden gezeceğiniz doktorların listesinin olduğu bir kağıt veriliyor. Dahiliye, kulak burun boğaz, bulaşıcı hastalıklar, göz, genel cerahi (ne alakası var demeyin, ameliyat iziniz var mı diye sordu bölümün doktoru, yok dedik, imzaladı. Vardır bir bildikleri J ), psikiyatri, ortopedi bölümlerini gezerek doktorların istediği testleri yaptırdık. Bir tam, iki yarım günümüzü hastanede geçirip, bölüm bölüm gezerek, kan, idrar, kişilik testi, ciğer filmi, ekg, kan yüklemesi, hormon testi, bulaşıcı hastalıklarla ilgili testler vs vs. Kollarımız delik deşik, bacaklarımız dermansız ve yaklaşık iki kişi devlet hastanesine bin TL’ye yakın para ödeyerek raporumuzu aldık.

Burada özellikle belirtmek istiyorum bazı hastaneler bunu ücretsiz yapıyormuş.  Yani sigortalı olarak devlet hastanesine gitseniz bile, bir kısmı sizden para alırken bir kısmı almıyor. O yüzden eğer böyle bir rapora ihtiyacınız varsa aman iyi araştırın derim ben.

Ve işte istenen tüm evraklar hazırdı. Evlat edinme kısmında bizimle görüşen bayanı aradım ve evrak teslimi için randevumuzu 3 gün sonrasına aldım.

Evrak Teslimi

Sabah erkenden yola çıktığımızda yine o aynı heyecan vardı içimde. Yol boyu ne eşim tek kelime konuştu, ne de ben.

Uzmanımızın yanına girdiğimizde sesim bile titriyordu heyecandan. Dosyamızı verdik, uzman bayan inceledi, eksik olup olmadığını kontrol etti.

Bu arada evde yaşayan dört patili bireylerin olduğunu söyledik uzmanımıza, aşı karnelerini de yanımızda götürmüştük. Onların da birer fotokopisini aldı. En büyük korkumdu, ya evde 2 köpek var diye başvurumuz reddedilirse…

Koruyucu aileliği araştırıken internette bir yazı okumuştum, evde köpek var diye, ev ziyareti bile yapılmadan dosyaları reddedilen bir aile vardı; uzman köpekten korktuğu için ev ziyareti yapamamış, bu nedenle de dosya reddedilmiş. O yazıyı okuduğumdan beri içimde o korkuyu taşıyordum.

Bizim uzmanımız da, o gün evdeki köpeklerden bahsedince köpeklerden korktuğunu belirtti önce. Beynimden aşağı bildiğiniz kaynar sular döküldü o an. Hatta kendi kızı da köpek istiyormuş ama evde olmaması gerektiğini düşündüğünü söyledi. Eşimle birbirimize bakıp kaldık. Ama Allah’tan konuşma korktuğumuz gibi ilerlemedi. Eğer çocuğun sağlığını riske atacak bir durum yoksa bunun bir engel teşkil etmediğini söylediğinde derin bir oh çektik.

Sıra gelmişti resmi başvuru evrakını doldurup imzalamaya. Uzmanımız daha önce yanıtladığımız, o gün de resmi evraklarla kanıtladığımız kişisel durumlarla ilgileri soruları tekrar sordu ve forma işledi. Sonrasında eşime ve bana ayrı ayrı bir çok soru sordu. Ailelerimizin duruma nasıl yanaştığını sordu, bizim başımıza birşey gelirse çocuğa sahip çıkarlar mı diye sordu, hadi okumadı ne yaparsınız dedi. Sordu da sordu yani J

Sonrasında tercih belirlemeye geldi sıra. Cinsiyet olarak kız dedik. Yaş grubunu 0-6 diye diretmek istedik ama şöyle bir sistem var. Anne ile evlat edinilecek çocuk arasında en fazla 40 yaş olabiliyor. Eğer anne adayı 40 yaşını doldurdu ise, en küçük 1 yaşında bebek verilebiliyor; annenin yaşı arttıkça bebeğin de yaşı artıyor. Ve evlat edinilebilir çocuklar çoğunlukla bebek oluyor. Bu nedenle büyük çocuk bebekleyen ailelerin sıraları çok yavaş ilerliyor, daha çok sırada bekliyorlar. Yani benim gibi 40 yaş altı anne adaylarına 1 yaş altı bebek veriliyor, sistem bizim sıramızı direk 0-1 yaş arasında ilerletiyor.

Yani hani o her yerde yazan aileler hep 0-1 yaş istiyor o yüzden çok sıra bekliyorlar demeçleri ve yorumları var ya, o öyle değil aslında, işleyiş daha farklı. Eğer siz misal 5-6 yılda olsa beklerim ama 3 yaşında olsun diye diretmezseniz ve yaşınız sınırlar içindeyse kurum size 0-1 yaş önceliği veriyor. Bir de hep aynı yazıları okuyarak gittiğimiz için başvurmaya, sanki büyük olursa hemen olabilecekmiş gibi bir hisse kapılmıştık. 6 hatta belki 7 yaşa kadar bir kız çocuğu… Ama bebek sırasına girdik, kısmet işte böyle şeyler.

Sonra uzmanımız dedi ki; terk mi, rıza mı?

 

Terk Bebek/Rıza Bebek

close-up portrait of a beautiful sleeping baby on white

Bu ayrımı kısaca özetlemek gerekirse; terk bebekler bildiğiniz cami avlusuna, çöp kenarına, mezarlığa bırakılan, şu haberlerde gazetelerde bazen 2 satırlık haber şeklinde verilen bebekler. Bu bebeklerin biyolojik aileleri hakkında bilgi olmuyor. Ama günümüzde aile hekimliği ile anneler sürekli izlendiği, hastane kayıtları daha işlevsel olduğu ve hemen her yerde kameralı takip sistemi olduğu için artık bir şekilde aileye ulaşılıyor ve buluntu yani terk bebek çok fazla çıkmıyormuş.

Çoğunlukla hamile anneler, ya doğurunca yada doğurmadan önce kuruma gidip bebeklerini vermek istediklerini söylüyormuş.

Doğumdan sonra ilk 6 hafta annenin lohusa psikolojisi nedeniyle yanlış bir karar vermemesi adına ana ve babanın rızası doğumdan sonraki ilk 6 hafta geçtikten sonra verilebiliyor. Rızanın tutanağa geçirilmesinden sonraki 6 hafta içinde de vazgeçme hakları var. Vazgeçmeden sonra yeniden rıza verilirse bu rızadan geri dönülemiyor.  Yani rıza verilmiş bir bebek size en ufak 3 aylıkken gelebiliyor. Ama aile (evliler mi, genetik/psikolojik bir hastalıkları var mı vs), hamilelik koşulları (uyuşturucu kullandı mı, düşük yapmaya çalıştı mı gibi) ve doğumu hakkında daha çok bilgi sahibi olabiliyorsunuz eğer rıza yolu ile bırakılmış bebeği kabul ederseniz.

Rıza bebekte hukuksal işlemi devam eden ve hukuksal işlemi bitmiş olmak üzere iki seçenek daha var. Hukuksal işlemi devam eden bebekte henüz evlat edinmek için davası devam ediyor oluyor, bu gözünüzü korkutmasın. Uzmanın ifadesiyle doğurup kuruma atıyorlar sonrada mahkemeye bile elmiyorlar. Bu yüzden süreç uzuyor da uzuyor ve bazen yıllar alabiliyor. Hukuksal işlemi bitmişlerde ise evlat edinme için dava açılabilir tüm süreç tamamlanmış demek oluyor.

Ama ne yolu seçerseniz seçin, bebeğiniz/çocuğunuza kavuşurken ilk olarak “geçici bakım sözleşmesi” imzalıyorsunuz. Bu 1 yıllık süreyi kapsıyor ve bu süre içinde en az 4 kere denetlenmeniz gerekiyor.  Bir yıllık süre dolduktan sonra ancak evlat edinebilmek için dava açabiliyorsunuz. Bu 1 yıllık süreçte bebeğiniz/çocuğunuz için kurumun size vermiş olduğu kimliği kullanıyorsunuz. Evlet edinme davası sonuçlandıktan sonra, üstüne geçirme işlemi gerçekleşebiliyor ve kimliğinde anne-baba olarak adınız ancak bu sürenin sonunda yer alıyor. Bu dava esnasında evladınızın kimlikte yazan isimini de resmi olarak değiştirme hakkına da sahipsiniz, ancak ayrıca talep etmeniz gerekiyor.

Birçok aile en azından ilk etapta terk bebek tercih ediyorlarmış, uzmanımız öyle dedi. Ama biz farketmez dedik; rıza da olabilir terk de, hukuksal işlemi bitmiş de olabilir, devam eden de… Artık kısmetimiz neyse…

Yalnız arada uygulamada şöyle bir fark oluyor anladığım ve araştırdığım kadarıyla. Bebeğini terk eden anne, ileride çıkıp bebeğini geri isteme hakkına sahip değil, çünkü terk edilen bebeklerin büyük kısmı ne yazık ki öldüğü için, anne bebeği ölüm tehlikesi taşıyan bir durumda terk etmiş sayılıyor ve bu nedenle rızanın aranmaması davası açılıyor.

Aslında detaylara inerseniz o kadar çok şey var ki… Ama hangi detay olursa olsun sonuçta sizin evladınız oluyor gelen bebek.

Bir de şehirdışından bebek ister miyiz diye sordular. Evet dersek, şehirdışından bir bebek için arandığımızda ertesi gün yola çıkmış olmamız lazımmış. Eşimin seyahatlerinin çok olduğu ve şehirdışı deyince tüm Türkiye’yi kapsadığı için gözümüz ondan korktu biraz. Ertesi gün gidemezsek ve şansımızı kaybedersek diye korktuk. Ona hayır dedik.

Ülkemizde yaşayan bu kadar yabancı uyruklu insan var, onlardan da belki bebeklerini bırakanlar oluyordur diye düşünerek, bunu da kabul edebileceğimizi söylüyorduk ki, meğerse o da öyle olmuyormuş. TC kimlik numarası olmadığı için işlemler çok uzun yıllar alabiliyormuş, türlü türlü sorunlar çıkabiliyormuş meğerse.

Neyse tüm soruları cevapladık ve forumun çıktısı alındı. Uzman, eşim ve ben imzaladık. Artık resmen sıraya alınmıştık. 0-1 yaş, terk/rıza kız bebek için sıraya girmiş olduk. Yani başvurumuz kabul edilirse, sıramız o andan itibaren işliyor olacaktı.

***