EVLAT EDİNME HİKAYESİ, YAZI DİZİSİ – BÖLÜM V

1
Two-lane highway in countryside

Babam İkna Oluyor…

Başvurumuzu yapmak için gün sayıyordum. Tam 1 ay vardı önümde, 30 uzun gün, 30 uzun gece… kızımla ilk karşılaşma anımızı hayal ediyordum. Güçlü olmak istiyordum o an, ağlamamak… Benden, bizden korksun istemiyordum yavrum; çabuk alışsın, çabuk gelsin evimize istiyordum.

Ben bu hayallerle günleri geçirirken, babamın anneme konuyu sorduğunu duydum. Neden bana değil de anneme? Çok kızmıştım, dayanamadım aradım.

“Bana sormak istediğin, konuşmak istediğin birşey var mı?” dedim. Sanırım babamla yaptığımız en uzun telefon görüşmesi oldu. Önce anlattım, verdiği cevaplara sinirlendim bağırdım, ağladım. Ve telefonu “Ben değil, sen iyi düşün. Ya yanımda olur bu heyecanı benimle birlikte yaşarsın ve bir torunun olur. Ya bu tavrına devam edersin ve onu asla göremezsin. Seçimi sana bırakıyorum.” Diyerek kapadım.

Bağırmaktan, ağlamaktan ağzım yüzüm şişmiş, sesim kısılmıştı. Elim ayağım titriyordu. Sert bir konuşma yaptığımın farkındaydım ama bana başka bir seçenek bırakmamıştı. Ben bir yola başkoymuştum ve anneliğimi de evladımı da kabul edenler sonrak dönemde benimle olacaktı. Bu ne kadar zor olsa da, kimsenin beni veya kızımı daha fazla üzmesini istemiyordum.

Sessiz geçen iki günün ardından, yine dayanamadım, yine içim elvermedi ve babamı aradım. Bu kez çok daha sakin ve güzel konuştuk. İlk karşı çıkmalarından eser yoktu. Aklına takılanları sordu, cevapladım aynı sakinlikle. Çok bir yorum yapmadan kapadı bu kez. Sanki daha mı ılımlıydı.

Birkaç gün arayla uzun uzun konuştuk bu konuyu, ayrı şehirlerde olduğumuz ve aklında birşeyleri oturmadan gelmesini istemediğim için telefonda çözmeye çalıştık sorunları.

Ve bir gün bana “artık yanına gelebilir miyim?” diye sordu.

“Sadece bir kez de gözlerine bakıp, ne kadar kararlı olduğunu görmek istiyorum. Sonrasında torunumu seninle beraber bekleyeceğim ben de.” dedi.

Dünyalar benim olmuştu 🙂

 

Artık Başvuru Zamanı

 

Ramazan bayramının tam ertesi günü. Takvimlerde bayram bitti ama bende daha yeni başlıyor.

Sabah evden çıkmadan ne isteyebilirler diye düşünüyorum. Kimliklerimizi ve fotokopilerini bir de veskalık resimleri koyuyorum çantaya. Ve yine ne giysem diye turlar atıyorum dolap karşısından. Yol yine uzun, yine park yeri yok, yine uzağa park edip yürümece. Yuvanın kapısından girerken yine aynı görevli bayan soruyor nereye gittiğimizi.

O yol, o adımlar bitmiyor. Heyecandan sanki kalbim ağzımdan fırlayacak. Eşimin elini sımsıkı tutuyorum. Yolda yürürken karşıdan bir çift geliyor. Kadın elindeki kağıdı okuyor eşine: Koruyucu aile olmak için gereken belgeler…  Demek ki, bizden az önce bir aile daha başvurmuş. Kuzucuklar adına mutlu oluyorum, içlerinden birinin daha ailesi oluyor diye.

Eşimle elele, Koruyucu Ailelik yazan kapıyı tıklayıp giriyoruz. Allah’ım nasıl neşeli ve güler yüzlü bir bayan anlatamam.

“Ay gençler siz yanlış geldiniz. Evlat edinme yan taraf, burası koruyucu aile birimi”

“Doğru geldik. Biz de koruyucu aile olmak istiyoruz” diyorum. Oturuyoruz karşısındaki sandalyelere.

Odada 3 masa var. Bizim önüne oturduğumuz masa uzmanımızın masa; karşısında sanırım psikolog olan bir bayan var. O da çok güler yüzlü ve ilgili. Bir de benim sırtım dönük arkada da bir bayan var, çok katılmıyor bize.

Önce bir hoşbeş ediyoruz. Bayanın enerjisine hasta oldum. Oysa gelmeden önce okuduklarım hep negatif şeylerdi. Uzmanların nasıl mesafeli ve suratsız olduğu, moralinizi bozacak binbirşey söylediği yönündeydi. Bunlara hazırlayıp kendimi sıktığım için olsa gerek, uzman bayanın karşısında bir anda çözülmüş gibi hisettim kendimi.

Tanışma faslının ardından kaç çocuğumuz olduğunu sordu. Hiç dedik… Bu noktada bizi evlat edindirmeye yönlendirme çalışmaları başladı; karşı masada oturan psikolog bayan da katıldı sohbete. Evlat edinildiği takdirde, çocukların babalara çok benzediğini falan söylediler.

“Aman dedim benzemesin, babamız gibi kel olmasın” Odada gülüşmeler çınlıyor. Ama bir yandan onlar evlat edinme, biz daha doğrusu ben koruyucu aile deyip duruyoruz. Eşim sanki odada değil. Bir ara uzman eşime bakışımı yakalıyor sanırım.

“Babalar böyle olur genellikle, endişelenme. Bir kısmı baba olduğunu kucağına ilk aldığında anlar, bazıları baba demeye başladıktan sonra. Bazılarının bu fikre alışması daha bile uzun sürer. Benim eşim yeni anladı mesela baba olduğunu, çocuk okula başladı şekerim” diyor şen şakrak sesiyle, beni rahatlatıyor.

Neden evlat edinme değil de koruyucu aile için başvurduğumuzu soruyor.

“Beklemeye gücüm yok. Kızım hemen gelsin istiyorum. Beklemek öyle zor ki…” diyorum.

“İzmir’de sıralar diğer şehirlerden farklı. Mesela Ankara’da evlat edinmede erkek bebek 8-9 ay gibi bir sürede eve yerleştiriliyor. Ama burada koruyucu aile olmak için bile en az bir yıl beklemen gerekecek. Evlat edinmeye başvurursan onda da ortalama 1,5-2 yıl. İyi düşündünüz mü?”

“Düşündük, evet ne kadar kısa olursa o kadar iyi. Hem biz bebek de istemiyoruz. Altı yaşa kadar olur” diye giriyorum araya.

“Koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuklar genellikle hasta oluyor, tedavi gerektirecek, bakıma muhtaç çocuklar. Mesela kalp veya böbrek hastası veya özürü olan çocuklar. Bakabilecek misiniz?” diye soruyor bu kez.

Ah içim kan ağlıyor. İçimden diyorum ki kendime, bu senoryaları söyleyeceklerini biliyordum. Dayan, yılma. Ama eşim panik durumuna geçmiş halde sayıyor, soruyor. Suratı asıldıkça asılıyor.

Konuyu değiştiriyorum hemen; biz diyorum arayanı soranı olmayan veya siz aileleri artık anlamışsınızdır, uzun vadede arayıp sormayacağı için evlat edindirmeye müsait olabilecek bir çocuğu tercih ediyoruz. Yani bizden alınma ihtimali en azından düşük olsun.”

“Bunun garantisini veremeyiz. Sizin de çocuğunuz yok. Birkaç yıl sonra ailesi geri çıktı istedi. Ne yapacaksınız?” diye soruyor bu kez de.

“Bizden alınana kadar geçireceği süreyi bir ailede sevilerek, ilgi ile büyütüldüğüne svinerek teselli olacağız” tarzı birşeyler saçmalıyorum. Konuşmaya çalışıyorum ama karşı sandalyemde oturam eşime bakamıyorum bile; odada öyle yok, konudan öyle uzak ki artık… Nerdeyse uzmanla bir olacak beni evlat edinmeye ikna etmek için.  Aklıma Derin geliyor, sormak istiyorum ama lafı çeviriyorlar…

Evlat edinmenin koruyucu aileliğe karşı avantajları sıralanıyor tek tek. Bize çok güzel bir bebek vereceklerinden falan bahsediyorlar. Kulaklarım uğulduyor. Duymuyorum çoğunu. Gözlerim dolu dolu, tek başıma mücadele ediyorum hem eşimle hem uzmanlarla. Hepsinin gözleri bana çevrilmiş. Kendimi küçücük hissediyorum, sesim daha cılız çıkıyor.

Özetle bana diyorlar ki; sana çocuk veririz ama,

  • Ailesi ile görüşecek, çıkacak sorunları bir yere kadar önleyebiliriz
  • Çocuk hasta olabilir. Mesela kalbi delik olur, böbrek yetmezliği olur, tavşan dudaklı olur…
  • Ya da zeka geriliği olur, ama olur birşeyler
  • Durmadan seni denetlemeye geliriz, taciz ederiz, birşeyleri beğenmeyiz
  • Bu arda çocukların davranışsal sorunları da oluyor, bir yandan da onlarla uğraşacaksın.
  • Ha çocuk aile içi şiddet, cinsel taciz vs mağduru da olabilir.
  • Sen bakar iyi edersin, alışırsın, sonra pat diye alıveririz çocuğu senden

Koşullarımız bunlar bunlar. Yine de istiyor musun diye soruyorlar bir de…

Bir yandan gazeteci yazar Mutlu Tönbekici’nin yazısı geliyor aklıma (kendisi evlat edinmeye başvurmuş ama bu tarz felaket senaryoları ile koruycu aile olmuş bekar bir anne. Okumak isteyenler için yazı başlığı: İlk raunt: Nakavt!) Kendi kendime diyorum ki, ona da evlat edinmek için başvurmaya gittiklerinde aynen bu tarz şeyler söylendi, koruyucu aileliğe yönlendirildi ve Çilek kızı ile çok mutlu. Beni de deniyorlar, yılmamalıyım.

Eşimle göz göze bile gelmeden oturduğum koltukta dikleşiyorum: Evet, istiyoruz…

Bayan uzman yeniden şakımaya başlıyor. “Aslında tam size uygun bir kızımız var. Böyle pek çıtı pıtı. İsmi X (Sonrasındaki konuşmalar nedeniyle ismini vermek istemiyorum)”

“Aa evet” diye araya giriyor psikolog bayan “O da böyle tek evin tek kızı olmak istiyor.”

Uzman devam ediyor: “Aslında arayanı soranı da yok, birkaç yıl için de evlat da edinilebilir.”

Gözlerim parıl parıl parlıyor. Hemen alıp gidesim var, öyle umut doluyorum bir anda. Birazdan tanıştıracaklar bizi gibi hissediyorum.

“Ama sizin istediğiniz yaş gurubunda değil X. 9 yaşında” diye ekliyor.

“Olsun” diyorum.

Bir süre daha X kızdan bahsediyorlar, nasıl akıllı, nasıl güzel olduğundan falan. Sonra duruyor uzmanımız; “Yalnız sizin başvurunuzu kesinleştirmeden önce evlat edinme birimi ile de görüşmenizi istiyorum. Orayı da dinleyin, son kararı öyle verin.”

İlk Görüşme Devam…

Mecburen kalkıyoruz ve yan odaya geçiyoruz: Evlat Edinme Birimi… Orada da yine bir bayan var. Diğer bayan kadar cıvıl cıvıl değil belki ama güler yüzlü ve ilgili.

Evlat edinme başvurularında en az aile ile 5 görüşme yapılması gerekiyormuş. O yüzden bu tarz görüşmeleri de tutanak haline getiriyormuş; eğer kararımız kesinleşirse bunu ilk görüşme kabul ediyorlarmış.

Uzman uzun uzun anlatıyor bize süreci. Ev ziyaretinden bahsediyor. Arada bir terk bebek, rıza bebek gibi birşeyler söylüyor. Rızanın nasıl gösterildiği, mahkeme süreçleri vs vs… Aklım X’de. Dinlemiyorum anlattığı şeylerin çocuğunu. Bitse de gidip X için başvursak modundayım.

Az önce cevapladığımız soruları soruyor, notlar alınıyor. Bir dejavu içinde gibiyim. Tekrar tekrar eğitim, gelir, mal mülk, aile sorularını cevaplıyoruz. Artık otomatiğe bağlamış haldeyim.

Bir sorunuz var mı diye soruyor en sonunda uzman bayan.

“Kızımızı ne zaman alabiliyoruz?” diye soruyorum bir tek.

Tercihimize bağlı olarak bu süre değişiyormuş. Misal erkek veya hasta bebekler çok daha kısa sürede geliyormuş. Ama kız bebek için sıra çokmuş; bizden önce şuan bekleyen 75 aile olduğunu söyledi kız bebekte. “Yılda ortalama 50 bebek yerleştiriliyor. İki yılı bulur sıranın size gelmesi” dedi.

O kadar bekleyemezdim. Koskoca 2 yıl… Zaman nasıl akar, ne yaparım. Üstelik X vardı, 9 yaşında… Yan odada yapılan görüşmeyi anlattım. Beklemeyi istemediğimi söyledim. Hani utanmasam, şimdi burdan çıkıp oraya geri gireceğiz, X’i alıp gideceğiz, anlatma boşuna falan diyeceğim…

Ama susmak dışında birşey yapamıyorum.

Görüşme tutanağının altına tarih atıyor ve üçümüz de imzalıyoruz. Bir dosyaya takıyor. Uzman bayan, iyi düşünüp öyle karar vermemizi söylüyor. Kararımızı verdikten sonra kendisini arayacağımız numarayla birlikte, evlat edinme yönünde karar verirsek okumamız için dökümanlar ve hazırlanacak evraklar listesini veriyor. Çıkıyoruz odadan.

Koruyucu ailedeki uzman ve evlat edinmedeki uzman bir süre bizi koridorda bırakıyor. Başka bir odaya geçiyorlar. Eşime ne düşündüğünü soruyorum. Cevap verecek gücü yok. Beni kırmak istemiyor, sen söyle diyor ama ben onu birşeylere mecbur bırakmak da istemiyorum. Ben nasıl anne olacaksam, o da baba olacak… İleride pişman olacağı birşeyi yapmak en büyük korkum. Ama annelik özlemim var bir yandan da. Yaklaşık 10-15 dakika bekledikten sonra, tekrar koruyucu ailedeki uzmanın yanındayız.

“Biz X’i istiyoruz.” diyorum.

Az önce hani tam bize göreydi, hani arayanı soranı yoktu ya; şimdi durum değişiyor.

“Biz size söylemedik ama onun babası, annesini öldürdü hapishanede. Ayda bir görme hakkı var. E bizim işler yoğun, her yere yetişemiyoruz. Ayda bir kez sizden X’i bilmem ne hapishanesine getirmesini isteyeceğiz. Orada kapıdan bir uzman çocuğu alıp babayla görüştürecek. Çocuklar o tarz ortamlarda genellikle tedirgin oluyor. Korkudan altlarına yapanlar var. Psikolojileri bozuluyor. Biz de size çocuğu o durumda geri vericez. Biz bozduk alın siz düzeltin psikolojisini diye. Bu uygulamayı ben de çok doğru bulmuyorum. Bir çok yere dilekçe yazdım ama prosedür böyle işliyor.”

Artık kadının anlattıklarını duymuyorum. Gözlerimdeki yaşlara da sahip olamıyorum. O çocukların yerine koyuyorum kendimi. Minnacık yaşlarında yaşadıkları travmaları. Sonrasında nasıl olup da ayakta kalabildiklerini. Sarıp sarmalamak, yaralarını iyileştirmek istiyorum. Ağlıyorum, evet istiyorum, onu ben iyi ederim demek istiyorum ama ağzımdan kelimeler çıkmıyor. Sesim, kelimelerim herşeyim kayıp. Ben kayıbım o an.

Bir yıl bekleyip böyle riskler alacağımıza dişimizi biraz daha sıkıp, evlat edinmeye başvurmamızın bizim için daha doğru olduğunu tekrarlıyor.

Eşimin hareketlerini takip ve taklit ediyorum resmen. El sıkışıyoruz uzmanla. O da bize okumamız için birşeyler veriyor, bir de koruyucu aileliğe başvurursak hazırlayacağımız evrak listesini. Ve tabi karar için telefon numarasını. El sıkışırken dayanamıyorum, kadına sarılıyorum. O an birine sarılmaya ihtiyacım var. Eşimin bunu karşılayamayacağını biliyorum.

NEYE BAŞVURACAĞIZ?

Binadan çıkıyoruz. Temiz ve güneşli hava yüzüme vuruyor. Gözyaşlarımı siliyorum. Orta bahçede yuvadaki çocuklar parkta oynuyorlar. Geçen ziyaretimizde tanıştığımız çocuklar da var aralarında. Gözlerim Derin’i arıyor. Hikayesini merak ediyorum. Hiç bir zaman öğrenemeyeceğim biliyorum. Gözlerim kalabalığı tarıyor, eşim ise kolumdan tutup beni oradan uzaklaştırıyor.

“İkisine de başvuralım” diyorum. Hem onun hem de benim istediğim olsun diye.

İki çocuğa bakamayız diyor, zor diyor. Koruyucu ailelikle ilgili endişeleri artık bu fikirden tamamen vazgeçirmiş durumda onu. Açık açık söylüyor. Madem bu kadar sancılı ve kaybetme riski yüksek, üstelik sağlıklı da olmayacak; biz neden kendimiz denemiyoruz. Öyle de kaybedebiliriz, öyle de hasta veya özürlü olabilir. O zaman kendimiz deneyelim, doktor tedavi araştıralım diyor.

Deniz kenarında bir yere oturuyoruz. Martılar çığlık çığlığa. Uzun uzun konuşuyoruz. Durum öyle bir hal alıyor ki, ya evlat edinmeye başvurucaz veya da anne olma şansım kalmayacak…

Eşimi de, endişelerini, korkularını anlamaya çalışıyorum. Mesela X’in babası bir afla hapisten çıkar ve bize musallat olursa diye korkuyor. Veya alıştıktan sonra giderse diye; gidecek bir çocuğa üzülmemek adına uzak duracağını, layığı ile belki ilgi gösteremeyeceğinden korktuğunu söylüyor.

Ne diyebilirim ki? Aslında hepsinden ben de çok korkuyorum, hiç bir zaman seslendiremediğim korkuları eşim avaz avaz dile getiriyor.

Ve ben anne olmak istiyorum.

Eşim diyor ki, yarın gider evlat edinmek için gerekli evrakları hazırlamaya başlarız.

Aklımda binbir düşünce, buruk bir sevinç beliriyor içimde. Hiç bir zaman ya giderse diye korkmayacağım bir kızım olmasının fikrinin heyecanı kaplıyor içimi; ama iki yıl beklemek, nasıl zor geliyor. Diğer tarafta X var, Derin var, ismini öğrenemediğim o oğlan çocuğu var.

Hem mutlu oluyorum, hem üzülüyorum. Aklım mantığım duygularım düşüncelerim karman çorman.

Elime evlat edinme ile ilgili verilen dökümanları alıp okumaya başlıyorum. Son derece güzel anlatmışlar aslında. Başvuru aşamasından tutun da çocuğa gerçeklerin açıklanmasına kadar birçok güzel yazıyı içeren dökümanın tamamını bir çırpıda okudum.

Ve evet, bekleme sürecini bu kadar gözümde büyütmeyecektim.  Evlat edinme başvurusuna karar verdikten sonra içimde yeni bir kıpırtı başlamıştı sanki.

***

1 YORUM

  1. merhaba. yazılarını gözyaşları içinde okudum. özellikle de çocuk esirgeme kurumunda yaşadıkların beni çok etkiledi. Bir çocuğum olsun bir tane de koruyucu aile olabileceğim bir evladım olsun diye hayal ederdim. sonrasında evladıma çok bağlanırım onu geri veremem en iyisi evlat edinmek diye düşünürdüm. Çok şükür bir evladım var. ama yazdıklarından sonra koruyucu aile olmaya da sıcak bakıyorum. umarım bir kaç yıl içerisinde hayalimi gerçekleştireceğim.
    evlat edinme fikri ile çok doğru bir karar verdiğini söyleyebilirim. yazdıklarından henüz sahip olmadığın kızına bağlılığın belli oluyor:) ileride vermek durumunda kalsaydın sen de eşin de çok üzülürdünüz. aceleyle yanlış bir seçim yapmamanıza sevindim. sana sabır ve bol şans diliyorum. belki ileri de kızının koruyucu aile yoluyla bir ablası olur, ne dersin? sevgiyle kalın..