EVLAT EDİNME HİKAYESİ, YAZI DİZİSİ – BÖLÜM II

0

Koruyucu Aile Olabilirim/Olabiliriz…

MERVE öztürk

O günden sonra eşimle ufak ufak evlat edinmeyi konuşmaya başladık. Ve tahmin ettiğim gibi eşim henüz baba olmaya hazır hissetmiyordu kendini. Ama benim için artık ok yaydan çıkmıştı, içime bir ateş düşmüştü ve bunun için eşimi hazırlamam gerekiyorsa, ısrar yolluyla değil de telkin yoluyla bunu halletmeye kararlıydım.

Diğer taraftan da, internetten evlat edinme ile ilgili birşeyler araştırmaya başlamıştım. Nasıl, nereye başvuruluyor, süreç nasıl işliyor… Bu sırada bekleme sürelerinin yıllar sürdüğünü okudum birçok yerde. Eşimi ikna edip başvuru işlemlerine başlamamız, süreci tamamlamak ve beklemek… Çok uzun bir dönem olduğunu anlamıştım önümde.

Bu araştırmaları yaparken başka bir kavramla tanıştım: Koruyucu ailelik. Burada birazcık koruyucu ailelikten bahsetmek istiyorum. Konuyla ilgili çok fazla yanlış anlaşılma olduğunu da okudum çünkü. Koruyucu ailelik haftanın belli gün veya belli saati yapılan birşey değil. Çocuk, bebek tamamen sizinle beraber yaşıyor. Siz küçüğün bakımını devletle beraber üstleniyorsunuz.

Hani şu yuvalar çocuk dolu denilen çocuklar var ya, işte onları anne-babaları yuvaya bırakırken birgün belki alırım diye düşündüğü için, evlat edindirilmemesi şartı ile bırakıyor. Hali ile o çocuklar, çoğu kez hiç arayanı soranı olmadan yuvalarda büyüyor.

Evlat edindirilmeye hukuki durumları müsait olmayan bu çocuklar için tek şans koruyucu ailelik.

Başvuru işlemleri çok daha hızlı ilerliyor. Neredeyse 2-3 ay içinde yavrunuzu evinize getirebiliyorsunuz. O çocuklarda size anne-baba diyor.

Peki neden mi koruyucu ailelik yaygın değil. Evet biyolojik aile orada daha çok söz sahibi. Her ne kadar, çocuğun sizinle kaldığı veya sizin hakkınızda bilgi verilmiyor olsa da, yasal olarak bijolojik ailenin ayda 1 gün, 1 saat çocuğu görme hakkı var. Ve yarın birgün çocuğu geri almak isterlerse, alıyorlar. İlk görüşmede, her koruyucu aile sanki bu süreci yaşayacakmış gibi verilen bu bilgi, pratikte daha farklı. Çünkü biyolojik aileler içinde bırakın geri istemeyi, çocuğunu görmek isteyen bile o kadar az ki.

Bu süreci araştırdığım aylar boyunca birçok koruyucu aile ile temasım oldu. Genellikle kendi çocuğu da olan aileler bu yola daha çok başvuruyor. Ama yanlarına aldıkları çocukları üniversiteye yollayan, evlendiren ve tekrar koruyucu aileliğe başvuran kişiler var. Yani öyle bir sene baktım, ailesi aldı durumu çok rastlanılan bir durum değil. Yani en azından benim konuştuklarım içinde bunu yaşayan, duyan olmamış.

Bu riskinin yanı sıra, devletin bazı imkanları da var koruyucu ailelere sağladığı. Mesela küçüğün yaş grubuna göre aylık ödemelerde bulunuyor devlet size; ve bu ödemeler yılda iki kere kıyafet yardımı adı altında çift yapılıyor. Okula giden çocuğun servis ücretini, kursa giden çocuğun kurs ücretini belli ölçülerde karşılıyor. Sağlık giderleri devlete ait. Çalışmayan annenin asgari sigorta primini de ödüyor. Ve özel okulların, kreşlerden itibaren, koruyucu aile yanında kalan çocuklara burs verdikleri kontenjanları var.

Yani o çocukların da en doğal hakkı olan, bir aile ortamında yetişme ve sevilmesini sağlamak için devlet sizi teşvik de ediyor.

Bu yazıları okuduğumda, benim aklıma yattı, içime sindi. Evet riskini de düşündüm. Benden alınması halinde ne olurum diye. Küçücük de olsa eğer böyle bir ihtimal varsa ve gerçekleşirse, dedim ki kendime, o çocuk yıllarını yuvada geçirmeyecek. Eğitiminde, hayata bakışında benim de izlerim olacak. Hem illa biyolojik ailenin yanına döndü diye irtibatımın kesilmesi de şart değil dedim hep.

Aynı günün akşamı eşimle oturuken, bilgisayarı açtım ve bir koruyucu annenin hikayesini eşimin önüne koyup okumasını istedim. Gözyaşlarıyla okuduk.

 

Hayaller İçin Alınan Kararlar

Eşimin de benim gibi koruyucu aileliğe sıcak bakmasına sevinmiştim. Ancak, hala erken olduğunu düşünüyordu. Benim içinse zaman çoktan gelmişti. Eşimin ne zaman keyfi yerinde olsa, ona okuduğum hikayeleri anlatmaya başladım. Hadi yapalım biz de diye değil de, ilerde biz de böyle olacağız diye diye… Korktuğu babalık fikrini, bir hayal haline getirmek istedim.

Böyle böyle birkaç ay geçmişti.

Evlilik yıldönümümüz için eşim bir restoranta rezervasyon yaptırmış. Akşam gittik, yemeğimizi yedik. Sohbet ettik. Bu sırada, yan masalardan birinde minik bir kız vardı. Saçları iki yandan toplanmış, kot eteği ve pembe çoraplarıyla masanın yanında kendi kendine dans ediyordu. Ona baktığımı görünce bana el sallayıp, öpücük yolladı. Ben de aynı hareketi tekrarladım. Yüzümdeki gülümseyişi saklamadan eşime döndüm. Eşimin de kıza el salladığını gördüm. Bu, hayallerimin yaklaştığının işaretiydi.

O geceden sonra bazen umutlu, bazen umutsuz günler birbirini kovaladı. Ben hemen ertesi gün gidip biran önce başvurmak istiyordum. Bu olmadığında, hatta belli bir süre daha olmayacağı gerçeği ile yüzleştiğimde hayal kırıkları yaşıyor, içime kapanıyor, kimseyle konuşmuyordum.

istifa

Birbirinin benzeri günler peş peşe sıralandı. Ve birgün ofiste, her ofiste olabilecek sıkıntılardan biri daha yaşanırken, belki bir patlama, belki hayatımı değiştirme isteği, bilmiyorum, gidip istifamı verdim. Kabul edilmedi.

Eşimin en büyük hayallerinden biri, denize kıyısı olan bir şehirde yaşamaktı. Aylardan aralık, Ankara buz gibi… Akşam, kat kat giyinmiş eşimle benim işten ayrılma isteğimi konuşuyorduk. Bu konuda destekledi beni, nasıl mutlu olacaksam arkamda olacağını söyledi. Ama pişman olacağım bir karar vermemden korkuyordu. “Belki, benim işten ayrılmam, İzmir’e taşınmamız için bir fırsat olacak” dedim.

Ve o gün hayatımızda bir dönüm noktasına girdik. Ertesi gün istifamı yeniledim. Eşim bu sırada işyerinden İzmir’e geçiş için görüşeler yaptı. Yaklaşık 20 gün sonra İzmir’de evimizi tutmuştuk.

Arabayla Ankara’ya dönerken yolda uyumuşum. Hani bu yolculuk uykularını bilirsiniz. Tam dalarsınız, bir rüya başlar. Sonra küt baş öne düşer, uyanırsınız. Öyle kısa bir uykuydu benimki de. Rüyamda, dizlerimin üstüne eğilmiş, kollarımı merdivenlerde inen minik bir kıza doğru uzatmış bekliyordum. Tıpkı evlilik yıldönümümüzde yan masadaki kız gibi, saçları iki yandan toplanmış, kot etekli ve pembe çoraplı bir minik, yarım adımlarıyla merdivenlerden bana doğru geliyordu. Bu sırada başım öne düştü ve uyandım.

İzmir benim hiç bilmediğim bir şehirdi. Bu yüzden tamamen taşındıktan sonra şehre alışıp düzen oturtana kadar yeni bir iş arayışına girmeyi düşünmüyordum. Hem biraz evde oturma fikri de çok cazip gelmişti. Madem evde de oturacaktım, anne olmak için daha iyi bir zaman olamazdı.

Ankara’ya döndükten sonra, yoldaki rüyamı ve düşüncelerimi eşime anlattım. Aslında ne diyeceği konusunda hiçbir fikrim yoktu ve beni ciddiye alıp almayacağını bile o an bilmiyordum.

Eşim bir süre sessiz kaldı. Düşüncelerini bölmek istemediğim için sessizce bekledim. Hemen karşı çıkmadığına göre diye heveslenmiştim. Sabırla konuşmasını bekledim.

“Bu fikre gün geçtikçe daha çok alıştım. Benim için de artık yıllar sonra değil, daha yakın. Ancak işten ayrılıyorsun, yeni, bilmediğin bir şehre taşınıyoruz. Hayatımızda birçok şey değişecek. Bu dönemde belki bazı sıkıntılar yaşıycaz, belki sen evde oturmaktan sıkılacaksın, belki yeni şehre alışamayacaksın. Yada, aynı şeyler benim için de geçerli. Bu döneme bir çocuk ile girersek ve sorun yaşarsak, belki anne baba olmakla ilgili zannederiz. Birşeyleri birbirine karıştırmamak ve herşeyin ayrı ayrı tadına varmak için birazcık daha zaman istiyorum senden. Yılı tamamlayalım öyle başvuralım.”

Duyduklarıma inanamıyordum, belki de bir sene kadar sonra anne olacaktım. Sanki çocuk yapmaya karar vermiş, deneme aşaması hamilelik süreci gibi. Ortalama 1 yıl işte. Eşime sarıldım sarıldım ve defalarca şükrettim Allah’ıma…

***