EVLAT EDİNME HİKAYESİ, YAZI DİZİSİ – BÖLÜM I

1

Galiba Hamileyim…

pre

Sabah güneşin ilk ışıkları ile uyandığımda karnımı tuttuğumu ve ufak hareketlerle karnımı okşadığımı farkettim. Tamamen bilinçsiz bir şekilde, rüyamda başlayan kızımla sohbete, gözlerim açık devam ediyordum. İçinde bulunduğum anın farkına varınca yataktan çıktım ve gidip elimi yüzümü yıkadım.

Reglim, yaklaşık 3-4 gün gecikmişti. Normalde düzenli adet olan biriyimdir. Bir bebek için de hiç özel bir çabam olmadı. Hani insanlar korktukları şeyleri kabul etmez, yokmuş gibi davranır ya. Benimki de biraz öyleydi.

20’li yaşların başlarında en büyük hayalimdi bir kızımın olması. Özgür ruhum evlenme karşıtı olsa da, evlenmesem de bir kızım olacak diye hayal ediyordum hep o yaşların toyluğu ile. Sonra, şimdiki eşimle tanıştım. Yaklaşık 7 yıllık bir beraberliğimiz oldu. Bu kez onun kızını doğurma isteği tutuşturdu yüreğimi.

Ta ki, 25 yaşımı doldurmama 4 gün kala “rahim ağzı kanser başlangıcı” teşhisi konulana kadar. Ameliyat ile rahim ağzımın neredeyse tamamı alındı. Teknik olarak hamile kalabileceğim ama taşımada sıkıntı yaşayacağım söylendi. Bebek büyüdükçe taşıyamayacağım için düşük ihtimalim çok yüksekti. Şimdiki eşim, o zamanki erkek arkadaşım durumu yorumlamaya “Benden yana kaygın olmasın.” diye başladı. Şu çocuk sevmeyen erkeklerdendi; sadece ben çok istiyorum diye tek çocuk için tamam demişti. Neyse; durum üzerine, zaten şuan bir çocuk isteğinin olmadığını, iki kişilik bir aile olarak hayatımızı süreceğimizi, böylede mutlu olacağımızı ve hatta özgürce yaşayacağımızı falan anlattı.

Peki dedim; ya yaşımız ilerledikçe, bir çocuk istersek? Evlat ediniriz o zaman dedi.  İlk dafa bu fikir ile yüzleşmem sanırım o gün oldu. Uzunca bir süre acaba öyle birşey olsa sevebilir miyim diye düşündüm. Bazen benim doğuracağım çocuk kadar güzel olur mu dedim.  Hatta o zaman henüz erkek arkadaşım olan eşime de kızdım içten içe; neden doğurmamı istemiyor, tedavileri zorlamıyor da direk bu yolu seçmeyi istiyor diye.  O zamanlar daha 25 yaşındaydım…

Bir daha çocuk ile ilgili ağzımızdan tek kelime çıkmadı. Çevremde çocuklu insan görmeye neredeyse tahammül edemez olmuştum. Onlar, benim bir eksiğimi yüzüme vuruyorlardı sanki. Ben olamamıştım ama onlar anne olmuştu. Geceleri uykusuz kalmalarını, bebeklerinin gaz sancılarını, aldıkları karyolayı vs anlatırlarken içten içe hepsine öfke duydum. Yıllar yılı çevremdeki herkes beni çocuk sevmez ve istemez olarak tanıdı. Neredeyse kendimi bile inandırdım öyle olduğuma.

Evlendikten sonra kontrol için gittiğim kadın doğum doktoruna bir kez sordum sadece şansımı. Tıp ilerledi dedi. Ayda bir kez rahim ağzına bir parça ekleniyormuş bir operasyonla, sonra günlük iğneler falan oluyormuşsun. Hiç kalkmadan yatarsam bir şansım varmış. Ama mesela 6 aylık hamileyim, tuvalete gittim. Ikınırken bebeğimi düşürebilirmişim.  Ve evet, geçirdiğim operasyonlar, olduğum iğneler vs derken, hamileliğim doğumla sonuçlansa bile, ufak da olsa bebişim için riskler varmış.

O gün doktordan çıktıktan sonra kabullendim sanırım anne olamayacağımı. Ve eşime bu konuşmadan bahsetmedim bile.

Şimdi 5 yıllık evliydim ve aynada kendime bakarken içimden sürekli şu cümle tekrarlanıyordu: “Kızım, eğer ordaysan, lütfen dayan.”

 

Boşa Kurulan Hayaller

dream

İlk kez aklıma hamilelik takılmıştı. Normalde hamile olduğunu düşünen annelerin içini sevinç kaplar, heyecan kaplar. Ben ise, henüz kesin olarak bilmediğim birşey için korkuyordum. Hamile miyim acaba sorusunun peşinden korkuyla ya hamileysem ne yaparım sorusu geliyordu.

Öğlene doğru, bunca yıldır yaptığım gibi aklımdan hamilelik ve bebekle ilgili her türlü düşünceyi kovdum. Kendimi işime verdim. Çalıştım çalıştım.

Ertesi gün, dedim ki kendime, eğer hamileysem işten ayrılmam lazım; arkamda bitmemiş iş bırakmamalıyım. O gün daha çok çalıştım.

Geceleri, her zaman yüzü koyun yatan ben, sırt üstü yatmaya başladım.  Ağırlığımı karnıma vermekten korkuyordum. Ellerim karnımda uyudum; uykularımda minik bir fasulye tanesi ile konuştum. Yürürken bile karnmı tutuyordum; düşmesin diye…

Bu hayallerle aradan birkaç gün daha geçti.

Artık emindim, kızım karnımdaydı. Ve aklımdan binbir düşünce geçiyordu. Eşime nasıl söyleyeceğimi kurgulamaya çalışıyordum. Dediğim gibi eşim çocuk sevmeyen erkeklerden; bir anlık da olsa yüzünden bir tereddüt geçmesine katlanamazdım. O yüzden kendi kendime ayna karşısında provalar yapmaya başladım.

İşlerimi başkalarına devredecek duruma getirdim. Hatta ufak ufak diğer iş arkadaşlarıma işleyiş hakkında bilgiler vermeye başladım.

Evde daha az efor sarfedeceğim ufak düzenlemeler yapmaya başladım. Mesela mutfak dolaplarının üst raflarındakileri daha ulaşılabilir yerlere indirdim. Çamaşır makinem alt, çamaşırlığım üst kattaydı. Islak çamaşırlarla merdiven çıkmayayım diye çamaşırlığı, ütü masasını vs alt kata indirdim. Ayakta yıkanmayayım diye gidip kendime banyo taburesi aldım.

Diğer yandan, en çok korktum, hem de çok korktum. Sürecin nasıl işleyecğini bilmediğimden, risklerden, kaybetmekten… Ve sürekli dua ettim, kızım dayansın diye; sağlıkla kucağıma gelsin diye.

İşten ayrılmam gerekiyordu. Bu kesindi. Ama 8 ay kadar evde veya hastanede yatmam gerekecekti. Ben ayağa kalkmamalıydım bile, peki bu sırada bana kim bakacaktı. Eşim sık sık şehir dışına gidiyordu iş gereği… Evin günlük işleri vardı. Büyük bir evdi, belki taşınmalıydık, hem iş, hem yürüyeceğim alanın azalması açısından. Ama ev taşıyamazdım. Aklımda kır milyon soru, kırk milyon korku vardı.

Kabuslar başladı devamında; anlatılamayacak kadar kötü, kanlı kabuslarla ağlayarak uyanmaya başladım. Yine böyle bir sabah, bir Cuma sabahı karar verdim; akşam eşimle konuşacak, peşinden de doktora gidecektik. Belki bu arada başka bir gelişme olmuştu tıpta, belki düşük riskimi azaltacak başka birşeyler…

O gün öğle tatilinde ofisten çıktım ve bir eczaneye gittim. 2 tane prodüktör aldım. Eczaneden çıktığımda adımlarım daha da hızlandı.

Ofise zor attım kendimi. Direk tuvalete kapandım. Birinci, ikinci… Negatifti…

Oysa ben günlerdir konuşuyordum kızımla, olmayan kızımla…

 

Umut Veren Bir Rüya

rüya

Konuştuğum şeyin kızım değil de bir hayal, bir aldanış olduğunu anladığım gün nasıl geçti, akşam nasıl oldu silik. Canım eve gitmek istemiyordu. Eşimle veya başka biriyle konuşmayı da. Sadece kendimle kalmak istedim. Hayalim ölmüştü ve ben yasını tutmak istiyordum.

Eve geldim; robot gibiydim. Üstümü değiştirdim, köpekleri gezdirdim. Etrafı toparladım. Ama ağzımı bıçak açmıyordu. Eşim birkaç kere neyim olduğunu sordu. Her seferinde yok birşey diye geçiştirdim. Günlerdir neler yaşadığımı, umudumu, heyecanımı da saklamıştım; şimdi yasımı da kendime sakladım. Hem anlatsam ne olacaktı ki; eşimin vereceği yanıtları biliyordum. Beni anlamayacağını da. Evet çocuk istemiyordu eşim; ve o sırada ben bunu  duyabilecek durumda değildim. Bana ileride evlat edinebileceğimizi, boşuna üzüldüğümü, bıdı bıdı bir yığın şeyi sıralayacaktı. Hayır buna katlanamazdım. Ve o an eşimden nefret ettim. İçimdeki tüm öfke bir anda ona yönelmişti. Sanki herşey onun suçuydu. Yıllardır bastırdığım çocuk özlemi ve bunları onunla paylaşmıyor olmam sanki onun suçuydu.

Oysa konuşmayan, anlatmayan bendim. Kendim bile kabullenmemişken, sesli söylenmiyordu bazı şeyler… O da nasıl olsa ben de istemiyorum diye konudan uzaktı. Ama o sırada bunları mantıklı olarak düşünecek durumda değildim. Sadece hırsımı ondan çıkarmak istemediğim için yukarıdaki odalardan birine kapanmak istedim, kendimle kalmak, sakinleşmek…

Tam odaya girmiş kapıyı kaparken merdivenlerden çıktığını gördüm. “Konuşmak ister misin” dedi. “Bugün değil. Belki sonra, ama şuan yalnız kalmalıyım.” Diyerek kapadım kapıyı yüzüne.

Ve kapıyı kapatıp, arkasında yere çömeldim. Tüm gün tuttuğum gözyaşlarım akmaya başladı. Belki saatlerce ağladım o gece. Kaybolan hayalime ağladım, kendime ağladım, eşime ağladım. Ya gerçekten hamile olduğumu öğrenseydim diye ağladım; bu riski nasıl göze alacaktım. Birşeyler ters gitseydi nasıl toparlayacaktım. Bu sefer kendime kızdım, bir can ile ilgili, sırf kendi annelik duygumu tatmin edebilmek için bunca zaman kendimi kapadığım riskleri nasıl böyle inkar eder olmuştum. Binbir felaket senaryosu kafamda dolandıkça daha çok ağladım.

Ve o gece bir rüya gördüm. Rüyamda kocaman loş bir odadaydım. Demir karyolalar vardı etrafımda ve ben ortalarında yürüyordum; bir yatakhanedeydim. Peşimde Nazi subaylarını andıran bir kadın vardı, onu görmüyordum ama neye benzediğini biliyordum. Her yatağın yanından geçerken acaba bu mu diye düşünüp yatağa bir adım atarken kadın beni çekiştiriyordu. Sonra birden durduk. Kadının sesini duydum: İşte kızın burada… Birden oda aydınlandı, Nazi subayı kılıklı kadın sevimli bir genç kıza dönüştü. Yatağa yaklaştım ve yüzü koyun uyuyan kıza bakabilmek için yorganı biraz kaldırdım. Allahım bu nasıl bir duyguydu, kızım karşımda uyuyordu mışıl mışıl. O benimdi, ben doğurmamıştım ama benim kızımdı. Biliyordum.

Bu rüyanın etkisiyle uyandım. İçim yeniden yeşermişti, gün aydınlanmıştı. Ve kararımı vermiştim. Nasıl olduğu önemli değildi, ben anne olacaktım. Bu karar beni çok rahatlattı. Artık benim için zaman işlemeye başlamıştı.  Herşeyden önce hissettiklerimi ve düşündüklerimi artık kendime saklamamalıydım, eşimin bunları bilmesi en doğal hakkıydı.

Bu arada o gün için doktordan randevu almıştım ve regli olmayışımın nedeninin yumrtalıklarımdaki kistler olduğunu öğrendim. Doktordan çıkınca eşimi aradım, sanki rutin bir kontrolden çıkmışım gibi sadece kistkeri söyledim telefonda.

İki-üç geçmişti. Akşam eşimle oturuken iyi misin diye sordu bana, evet dedim. O akşam neyim olduğunu sordu. Aslında anlatmanın tam sırasıydı. Ama planlamak, yapmaktan daha kolay. Henüz anlatmaya hazır değilim dedim. Neden onunla konuşmadığımı sordu. Duyacağım cevapları bildiğimi ve o an duymak istediklerimin onlar olmadığını söyledim.

“Artık vakti geldi değil mi? Anne olmak istiyorsun?”

Cevap veremedim, sadece gözlerimden akan yaşları sildim. Eşim bana sarıldığında kendimi çok daha iyi hissediyordum.

***

1 YORUM