BAKICI ABLA? KREŞ? ANNE? Soru işareti üçgeni!

0

Kürkçü dükkanı gibi yine aynı soru…

Bir çocuğun eğer mümkünse tüm bakımını annesinin üstlenmesi kadar psikolojisine ve özgüvenine pozitif katkısı olacak başka bir şey daha düşünemiyorum.  Özellikle Melina gibi bağlanma duygusu çok gelişmiş aşırı duygusal çocuklarda… Benim gibi, çalışan diğer annelerin de zaman zaman kafalarının bu konuya çok takıldığını tahmin edebiliyorum.  Uzun zaman önce, çalışan bir anne olarak ‘Çocuğumu kreşe mi vermeliyim? Yoksa bakıcıya mı emanet etmeliyim?’ ikilemim hakkında bir yazı yazmıştım. Tüm artıları eksileriyle bu konuyu değerlendirip bakıcı ablayla devam etme kararı almıştık. Pedagogumuzun da Melina’nın yaşı itibariyle önerisi bu yöndeydi.

Melina’nın 8 aydır bizimle olan bakıcı ablasını Cuma günü ülkesine yolcu ettik. Çocuklarını özlemişti ve onları görüp gelmek istiyordu. Bu onun en doğal hakkıydı… Fakat o gittikten sonra Melina öyle büyük bir boşluğa düştü ki, kendi kendime acaba tüm her şeyi bir kenara bırakıp, bu acıları çeken kızıma bunu yapmayıp, ona yeniden kendim mi baksam diye düşündüm. Bir yandan da ona iyi bir gelecek verebilmek adına çalışmak zorunda olduğum aklıma geldi.

“Ablam çocuklarına mı gitti? Şimdi onları mı öpücek?” dediğinde “Evet, sen de benim çocuğumsun ben de seni öpüyorum” diyebildim sadece. İçim parçalandı. Kızdım kendime.

Yine çok büyük bir ikilemde kaldım. Her şeyi bir gecede silip gitmek mi? Çocuğunun geleceği için tırnaklarınla didinip çalışmaya devam etmek mi? İşte bunu bilemiyorum. Onun ablasına karşı olan özlemini, yemek yemeyi reddedişini, üzgünlüğünü gördükçe içim parçalanıyor. Büyüyünce ona içinde olmak zorunda olduğum düzeni anlatırım ve beni anlayacaktır elbet diyorum. “Her şey sana iyi bir gelecek verebilmek için.”

Sonra düşünüyorum kendi kendime, ‘Çalışmak zorunda olmayan anneler evlatlarına bunu nasıl yapabiliyor?’

Ben bir köşede kendi çocuğum için bunları düşünürken, diğer tarafta ülkesine giden ablası var. 8 aydır gözleri dolu dolu, 4 yaşındaki çocuğunu yüreği parçalanarak özlüyor. Üstelik o buradayken çocuk felci geçirmiş oğluna buradan hiçbir şekilde yardım edememiş olmak onu günden güne kemirirken  ben bile eridim.

Evlat sen nasıl bir şeysin?… Hep vicdan! Hep muhasebe… Mutluluk içinde endişe ve azap.

“Ülkene temelli dön!” dediğimde borçlarının olduğu için bunu yapamayacağını söylediğinde kaç gece uyuyamadığımı hatırlayamıyorum…

Dün Melina ağlarken bir arkadaşım, “Ara konuşsun ablasıyla. Face time yapsın” dediğinde yapamadım. Onun o kavuşma mutuluğunu, kendi kızımın mutluluğu için elinden alamazdım. “Yapamam…Asıl onun evladına yazık” dedim sadece… Arayamadım.

Ama kızdım bu düzene.

Sevgiler;

Melina’s Mom