ÇOCUKLUĞUMDAKİ YAZLAR…

0

HEYBELİ ADA…

Çok şey var yazılmayı çizilmeyi bekleyen. Ama bu gece içimden gelişi güzel bir şeyler karalamak geliyor. Birkaç gündür 35 yaş günümün yaklaştığını anımsıyor, ‘Yolun yarısına ne kadar çabuk geldim, ben daha hiç bir şey anlamadım…’ demekten kendimi alı koyamıyorum. Heybeli Ada’da Kilisenin arka sokağındaki evimizde, sabahlara kadar gözümü kırpmadan kurduğum hayaller,  gerçek arkadaşlıklarım, çan sesi ve martı sesleriyle her yeni güne merhaba deyişim aklıma geliyor. Yüzme kursuna gidişim daha mini minnacıkken, yolda sırt çantasıyla sabahın köründe antrenmana yürüdüğüm günler. Neredeyse her gün, sabahın 6’sında… Bir de belirli günlerde gittiğim kuran kursları… Öyle körü körüne bağlı değildi ailem hiçbir şeye. Benim de küçük yaştan itibaren her şeyi eksiksiz öğrenmemi, deneyimlememi istediler. Yüzme dersleri için Kulübe yürüdüğüm yol ile evimizin tam ortasındaydı Cami. Bir gün içimde yüzücü mayomla aynı yolları arşınlarken, bir diğer gün kırmızı başörtümü takar giderdim Cami’ye. Ne de küçüktüm…

Arkadaşlıklarımız vardı bizim… Çocukluk arkadaşlıkları… Beraber pislendiğimiz, paten kaydığımız, sabahtan akşama kadar sokakta kalabildiğimiz zamanlardı. Bir çocuğun kaçırılma ya da tehlikede olma gibi bir durumu yoktu ki o zamanlar, herkesin anahtarı dış kapıda asılıydı. Canımız istedi mi kapıyı tıklatmadan içeri girer, su içer, ekmek arası bir şeyler alır çıkardık yine dışarı. Akşam oldu mu da, Kulübün barına gitme telaşı alırdı hepimizi. ‘Ne giyecektik?’ ‘Bu akşam herkes orada olacak mıydı?’

Sanki yoklama alır gibi barın kapısına dikilirdi gözlerimiz, ‘Eksik var mıydı?

11 dedin mi eve girmem lazımdı benim… Arkadaşlarım, hatta benden küçük olanlar 1’e kadar izin alabilirken, 23.05 geçse kapıda dikilen ve beni bekleyen bir babam vardı. O zamanlar ona ne kadar sinirlenirdim, ne çok çatışırdık… Şimdiyse onu öyle iyi anlıyorum ki… Hep ‘Anne baba olduğunuzda anlayacaksınız bizi’ derdi kardeşimle bana. Ne çok haklıymış…

Yaş ilerledikçe, kızım büyüdükçe içimi gerçekten bir endişe kaplıyor. Hep iyi şeyler bulsun istiyorum onu! Bunu yapmanın doğru bir yolu var mı? Yoksa kötüden uzak durmak çocuğun huyunda doğuştan da mı olmalı? Bilmiyorum…

Yaşlandım galiba. Özlem duyduklarım ve endişe ettiklerim çoğaldıkça bunu daha da derinden hissediyorum… 35 yaş gününü kutlamalı mı şimdi? Kutlamamalı mı?

Abbas yokuşu, sabah 5 poğaçaları, koskoca İstanbul’un değil, sadece adanın üzerinde uçan martıları özlüyorum.. Bu yaz yeniden kiliseden gelen çan sesiyle uyanmak istiyorum…

 

Sevgiler,

Melina’s Mom