BURCU’NUN GEBELİK GÜNLÜĞÜ

0

9. AY

Gebelik günlüğü; SON DÜZLÜKTEYİZ!

Şuana kadarki yazılarımda herhangi bir şeyden şikâyet ettiysem hepsini geri alıyorum. 🙂 35. Haftayı bitirmemle oturma odasında koltukla bütünleşmem bir oldu. Geçen hafta bir salgın vardı sanırım, önce eşim rahatsızlandı, sonra her ne kadar ondan köşe bucak kaçarak kendimi korumaya çalışsam da ben hasta oldum. Zaten düşen vücut direnci, halsizlik ve yorgunluk hepsi birden tam anlamıyla vurgun yaptılar bana. Son zamanlarda aldığım nefes bana yetmez olmuştu ki burun tıkanıp öksürük başlayınca sanki boğuluyor gibi hissetim. Her şey birbirini tetikledi tabi tansiyon fırladı, ateş aldı başını gitti. Bir ara öksürmekten o kadar kasıklarım ağrıdı ki “Eyvah! Galiba doğuruyorum!” diyerek doktorumu aradım. Bir yandan bebeğim daha çok küçük diye düşünürken, bir yandan daha çantam hazır değil diye endişelenirken, doktorun “Henüz doğurmuyorsun, sakin ol” telkini ile biraz rahatladım. Çok fazla öksürdüğüm için bebeği biraz aşağı itmişim ve çatı ağrısıyla kasık ağrısını da doğum sancısı sanmışım.

NORMAL DOĞUM MU?

Daha önce de bahsetmiştim normal doğum istiyorum diye. İstiyorum dediğime bakmayın, ağzımdan öyle dökülüyor ancak son günlerde her dakika bunu düşünüyorum, başarabilir miyim acaba diye. Üstüne bu haftaki kontrollerde doktorumun bana “Ağrı eşiğin çok düşük, bence sezaryen olmalısın” demesiyle hem sinirlendim, hem de içten içe hak verdim. Gerçekten canım öyle tatlı ki bu işi becerebileceğime olan inancım en ufak acıda sarsılıyor. Doktorun bu şekilde yönlendirmesini çok yanlış buluyorum ama haklılık payını da göz ardı edemiyorum. Yine de denemek istiyorum, sancım gelene kadar bekleyip deneyeceğim, yani şuanki fikrim bu. Yarınki kontrolde umarım doktorum beni ikna etmez.

5-6 günlük dinlenmeden sonra biraz kendime geldim ama eskisi gibi değilim artık. Oturduğum yerden kalkamıyorum, hoş oturduğum yerde de bir türlü rahat edemiyorum. Şişen ayak bileklerim ve artık parmağıma olmayan yüzüklerimden hiç bahsetmiyorum. Geceleri bir yastık az iki çok oldu, “hah şimdi rahat pozisyonu buldum” derken gelen tuvalet mesaileri sayesinde asla deliksiz uyuyamıyorum. Dolayısıyla gün içinde enerjim bir hayli düşük. Ancak yapılacaklar listesi asla bitmiyor. 🙂

Gerçekten son haftalara hiçbir iş bırakılmaması gerekiyormuş. Çok fazla kilo almadığım için ya da daha geçen haftaya kadar kendimi gayet dinamik hissettiğim için olacak ki, son haftaya kalsa ne olur dediğim her şey şimdi gözümde büyüyor.

Doğum telaşı sarınca hemen hastane çantası için gerekli listeyi açtım. Nasıl hamile kıyafetlerini hiç sevmediysem, girdiğim hiçbir mağazadaki “loHusa geceliklerini” de beğenmedim. Bir iki mağazadan sonra ise yorgunluğum kabullenme hızımı etkiledi ve istediğimi bulmaktansa, bulduklarımdan birini istemeye karar verdim. 🙂  Annemlerin “hanım hanımcık” diye betimledikleri bir gecelik ve pijama ile de tatmin olmasam da bu işi bitirdik…

Hayatımın en hızlı kabullenişlerinden biri oldu diyebilirim. Benim kadar bu işleri bu haftalara bırakan var mıdır merak ediyorum gerçekten, illa her şeyi son dakikaya bırakıp aceleyle yapmak benim tarzım sanırım. 🙂 Demir Ali de bir sürpriz yapıp erken gelmemesi gerektiğini biliyordur umarım.

BEBEK ARABASINI SEÇTİK

Hızlanmışken bebek arabası işini de çok şükür çözdük. Görünüm olarak tatmin olmasam da kullanışı açısından çok tavsiye edilen bir marka ve model de karar kıldım, zaten zaman daralınca öyle günlerce düşünme imkanı olmuyor.

Araba işinin hallolması ile birlikte eksik bir şeyimiz kalmadı. Sıra yıkama-ütüleme faslına geldi. Doğumu yaklaşan herkesin sosyal medya profillerinde görüyordum çamaşırlık üzerindeki minik minik kıyafetleri. Şimdi o görüntü benim evimde, mis gibi kokusuyla. İlk heves ile tüm kıyafetlerini kendim ütüledim, minik minik katladım dolabına yerleştirdim. Bir daha yapacağımı sanmıyorum. 🙂 Hastane çantasının onun için olan kısmını da hazırladım.

Artık hazırız!

Bunu yazarken bile kendime şunu soruyorum, “Gerçekten hazır mıyız?”.

Çantamız hazır, odamız hazır, beşiğimiz ve gerekli olan tüm eşyalar hazır. Peki, biz hazır mıyız? Uykusuz geceler, ağlama sesleri ya da emzirme seansları değil merak ettiğim. İki kişilik ailemizin üç kişi olmasına, anne-baba olmaya hazır mıyız? Bu sorunun cevabını o gelene kadar asla veremeyeceğim sanırım.

Kendimi o gelecek ve kucağıma aldığım an her şey güzelleşecek diye şartlamıyorum. Çünkü o anki duygu karmaşası ile herkes ile aynı şeyleri hissedemeyebilirim. Öyle bir durum da “Ben de neden söylenildiği gibi olmadı” diyerek telaşlanmak yerine, ona ve kendime birbirimizin hayatını güzelleştirmek için zaman tanıyacağım. Umarım her şey hayalimdeki gibi olur.

Son düzlükte her geçen gün sana biraz daha yaklaşarak kuruyorum hayallerimi. Minik ellerini, küçük ağzını ve kokunu da çok merak ediyorum tabi ki ama en merak ettiğim şey “sen ve ben”, anne- oğul ne kadar güzel olacağımız.. Ben “sevgi” diye çizdiğim o sınırın nerelerine ulaşacağım seninle? Merakla, korkuyla ve heyecanla bekliyorum..

Burcu