BİR MİNİK MELİNA HİKAYESİ

Merhaba ben Ece ALTIN. Gayrimenkul değerleme uzmanı olarak özel bir firmada çalışmaktayım. Bakırköy doğumlu 28 yaşında çiçeği burnunda taze bir anneyim. Melina’yla tanışmamız tv8’deki 1 Alp 3 çocuk programı sayesinde oldu aslında. Eşimin Melina’yı sosyal ağlardan araştırmaya başlaması sonucunda, Melina’nın doğum hikâyesi videosuna ulaştık. Eşimle beraber izledik, hüzünlendik, sevindik, bir canlının var oluşuna sanki şahitlik etmiş gibiydik. En baştan günümüze kadar yapılan tüm paylaşımları takip etmeye başlamıştık. Konuşmasıyla gülüşüyle ve akıl almaz sorularıyla mest etmişti bizi. Sanki büyümüşte küçülmüş biriydi. O an evlat kavramının nasıl bir şey olduğunu sorgulamaya başladık içten içe… Asıl şimdi başlıyordu bizim hikâyemiz de…

Adını Melina Koydum

Bende şimdi bir anneyim ve 3,5 aylık bir kızım var adını “Melina” koydum… Biz eşimle seni çok sevdik Melina… Şimdi bizimde bir Melina”mız var…

İŞTE BENİM HİKAYEM

Ben  Anneyim…

Annelik ; hamilelik öncesi ve sonrası olmak üzere 2 kısıma ayrıştırılabilir aslında… Her anneyim ben dediğimde daha da güçleniyorum. Üç buçuk  aylık bir kızım var, onunda adı ”Melina” (Küçük Melina) …

Ummadığımız bir anda iki kişi başladığımız yola üç kişi olarak devam etmekteydik… İnsanın aklını alamadığı bir duyguydu… Canımın içinde can taşıyordum. Bizim gibi eli ayağı tüm azaları olan canlı vardı içimde… Beynimin alamadığı Allah’ın bana ve tüm annelere lütfettiği mucizevi bir duyguydu… Dokuz ay boyunca hamileliğim çok zorlu meşakkatli bir süreçti. Bu süreç anlatmakla bitmez aslında.

İlk iki ay lale devriydi tabiri caizse… Üçüncü aydan sonra hamileliğim öncesinde de var olan mide rahatsızlığım sebebiyle kan kustum. Evet yanlış yazmadım kan kusuyordum… Mide rahatsızlığım ve skolyoz hastası olmam bebeğimi taşımamı güçleştiriyordu. İçtiğim suyu bile içemez hale gelmiştim. Yemek yiyemediğim için günden güne eriyip zayıflamaya başladım. İçimde bir canlı vardı ve ben beslenemiyordum…

Gitmediğim hastane kalmadı. Doktorlar beni ayakta tutabilmek için 2-3 günde bir serum veriyorlardı. Ancak bu şekilde beslenebiliyordum. Bir zaman sonra her gün serum verilmeye başlandı ancak midem artık onu bile kaldırmıyor, kusuyordum. Kan kusmamamı ve yediklerimin midemde kalmasını sağlayacak tek bir ilaç var dedi doktor. Çok mutluydum. İsmi lazım olmayan bu ilacı içtiğimde ayakta kalıp yaşamaya devam ediyordum. İşime ve aileme zaman ayırabiliyordum.

Ancak bu ilaç her gün içilmeyecekti, bebeğe zarar verebilir diyordu doktorum. Ara ara içmemeyi deniyordum ancak ilacı almadığım günler tekrar kusuyordum. İçtiğim ilaç Kemoterapi gören kanser hastalarının kullandığı ağır bir ilaçtı. Doktorun dediği hala kulaklarımda yankılanıyor; “sen dayanamayacaksın, kan kusuyorsun;  ya hamileliği sonlandıracağız ya da bu ilacı gün aşırı içeceksin”. Peki, bu ilacı her gün içmeden yaşayabilecek miydim? Ya da her gün içersem bebeğim sağlıklı olabilecek miydi? Vicdanımla baş başaydım.

Tam 6 aylık hamileydim maddi durumumuzdan dolayı çalışmak zorundaydım, her gün ilacı içerek hayatıma devam ettim. Endişe, kaygı, korku, içimde var olan bir mucize garip duygular.Bu süreçte dua etmekten başka şansım yoktu. Korkumdan dolayı 3-4 günde bir kontrole gidiyordum. Kontrollerde bebeğimin iyi olduğunu öğrendikçe mutlu oluyor, onu beklediğimiz günlerde onun için alışveriş yapıyordum. Her şey normal seyrinde gitmeye başlamıştı.

Amniyon Sıvısı Azaldı…

Tam nefes almaya başlamıştım ki bebeğimin amnion sıvısının azaldığını öğrendim. Amnion sıvısı bebeğin içinde bulunduğu suydu. Bu sıvı azalırsa bebek hareketsiz kalabilirdi ve başına kötü şeyler gelme ihtimali de vardı. Çok fazla hareket etmemem gerektiğini olabildiğince kıpırdamadan yatmam gerektiğini öğrenmiştim. Bu şekilde tam iki buçuk ayı daha geride bıraktım.

Doktorum ile en az haftada 1 görüşüyor sıvının durumuna bakıyorduk. Sıvı git gide azalıyordu. 8 Eylül günü kontrole gidecektim. Ancak o gece bir anda sancıyla birlikte azalan suyum tamamen bacaklarımdan akıp gitmişti. Nasıl tedirgindim içimden dua edip heyecandan ağlamaya başlamıştım. Doğum günü gelmişti apar topar doğuma alındım.

Kendime geldiğimde tek sorduğum iki cümle ”Melina İyimi?” oldu… İyi denilmesine rağmen  hastane odasında tek başımaydım. Her odadan bebek sesleri, ağlamalar, sevinç çığlıkları gelirken ben kızımı görememiştim bile. Ne kadar zoruma gitmişti, yavrum benim yanımda değildi. Küvezde yatıyordu ve küçücüktü. Ağzından burnundan borular bağlanmış. Doğarken ağlayamamış yavrum, karnımda susuz kalmış, solunum sıkıntısı sebebi ile yoğun bakıma almışlardı. Bebeğimi görmek için her yoğun bakım odasına girdiğimde fenalaşıp sedye ile hasta odasına alınıyordum. Bir annenin tek temennisi onun sağlıklı olmasıydı ve ben daha dokunamamıştım koklayamamıştım. En zoru da neydi biliyor musunuz Melina’mı hastanede bırakıp, beni taburcu etmeleri. Evimize bebeğim olmadan elim boş gelmem.

****

Hamileliğim zorlu bir süreçti ve sonrasında kızımı kucaklayamamış olmam, Sabrım sınanıyordu buda benim sınavımdı. Ama dayandım düşmedim kızım için hep dimdik ayakta durdum. Eşimin desteği bu yoldaki en büyük nimetti. Kızımı elime alıp onun kokusunu içime çektiğimde yaşadığım her ne varsa sanki hiç yaşanmamıştı…

Geçti gitti… Giderken benden çok şey götürdü belki ama, her yaşanan bir tecrübeydi. Hayat ertelemeye gelmeyecek kadar kısa anın tadını çıkartıp şimdilerde ona doya doya sarılıp koklama zamanı. Artık kumaş bezlerden yapılan oyuncak bebeklerime annelik yapmıyorum ben, artık ben gerçekten bir anneyim. Ben çok sevdim anne olmayı…

Küçük tıfıl bir kız çocuğuna sahibim. Anneyim ben… Öyle eşsiz, öyle derin, öyle büyülü bir şey ki bu… Anlamlandıramadığım adını koyamadığım bir sevgi bu… Candan öte can evlat… Şükür sebebimsin Melina ALTIN…

Ece ALTIN

Melina’nın Annesi