BİR HİKAYE DE BENDEN

Umutların tükendiği noktada yeniden yanan bir ışık ve beraberinde gelen sancılar, bunalımlar, kötü rüyalar… Ailelerin doğum ve lohusalık sürecinde anne ve çocuk psikolojisi üzerindeki etkilerini derinden hissettirecek bir hikaye… Okumanızı tavsiye ederim.

Çok şükür ki evladıma kavuşma hikayem çok uzun yıllar sürmedi, kısa bile sayılabilecek bir zaman aslında… Ama bir o kadar da engebeli. İnsanın kendisine sorular sormasına neden oluyor:

‘Dilerken hep hayırlısıyla dilemediğim bir an mı oldu?

‘Hayırlısı böyle değil miymiş acaba?’

Bebek sahibi olmak istemek bir anda hayatının orta yerine yerleşiyor derlerdi ve herkes gibi benim de öyle oldu. Benim jenerasyonumdan olanlar bilir; teknoloji çağında olduğumuzdan oturduğumuz yerden tık tık yaparak çoğu şeyi yönetebiliyoruz. Kontrolcü insanlarız ne de olsa.

Bebek sahibi olma konusunda da bu obsesif kontrolcülük ortaya çıkıyor tabii. 1 ay denedik olmadı 2. ay da yine öyle derken alışkın olmadığımız bir durumla karşı karşıya kaldık. Elimizde olmayan bu durum; eşimle aramızda problemlere, çok daha stresli ve programlı bir döneme soktu bizi ve bu durum bu şekilde 10 ay devam etti. Normalde doktora danışmak için 1 yıl bekleyin derler. Bunu bildiğimden ve yine aşırı kontrolcü olmamdan dolayı 1 sene dolmadan doktora gittim; ‘aşağı yukarı 1 senedir deniyoruz’ diyerek konuya başladım.

Doktor ikimizi de bir dizi testten geçirdi ve biz daha doktorla görüşmeden testleri kendimiz internetten baka baka yorumladık; her şeyi biz biliriz ya! Ve tabii ki ikimizin de sonucunu yalan yanlış yorumlayarak asla evlat sahibi olamayacağımıza inanıp, depresyonun dibine vurdum… Birde korkudan doktora gitmiyorum ve hayatım bitmiş gibi bu öğrendiğim şeyleri sindirmeye çalışıyorum. DRAMAya gel…

Bir zaman sonra tüp bebek yaptırmayı düşünerek sonuçlarla birlikte tekrar doktora gittik. Doktor ağlamama anlam veremezken beni karşısına çekti ve ‘henüz hiç bir kart oynanmadı, bu sonuçlar sadece bir fotoğraf’ dedi. ‘Kötü bir şey yok, anormal bir şey, hiç bir şey yok ve hepsi rutin gerekli şeyler’ dedi. Buna biraz inandım (Doktordan da iyi biliyorum çünkü 😀 )

Öyle böyle derken daha fazla test yapıldı ve her bir testi yaparken de başımızdan bir sürü olumsuzluk geçti. Kötü insanlarla, kötü olaylarla karşılaşıyorduk sürekli. Hayat bize göz kırpıyordu adeta ‘Sabır!’ diye… Tüp bebek prosedürüne biraz ara verdik ve evlat sahibi olmayı denemeye başladıktan tam 1 yıl sonra doğal yoldan hamile kaldım, maalesef dış gebelikti. Hayati risklerim oldu, zor dönemlerden geçtim. Büyüdüm! Piştim! Bunu da atlatınca artık ne hamilelik ne de çocuk konularıyla ilgilenmiyordum… Kafamda bitirdim ve ‘hayırlısı’ derken de gerçekten sindire sindire dedim bunu. Vardır O’nun bir bildiği, bir planı…

Doktorum bir kaç ay hamile kalma, vücudunu dinlendir, toparlansın ve biraz sonra yine denersiniz dedi. İlk denemede tekrar hamile kaldım çok şükür… 9 aylık hamileliğim çok güzel geçti fakat basen darlığından dolayı normal doğum maceram tam bir kabusa dönüştü. 48 saat boyunca sancı çektikten sonra doğumum başladı. Tamı tamına 18 saat sürdü. Bu süreç içinde kontrole gelen bütün ebe, hemşire ve doktorlar basenimin dar olduğunu söyleyip gidiyordu. Sezaryan denildi ama oda ağırdan alındı. Gece 00.00’da başladı doğum.

Ertesi gün saat 16.00’ya doğru tam rahmin açılması gerçekleşti ve bebek doğum kanalına girdi. Yani artık sezeryan mümkün değildi ve bebeğim basenime sıkıştı. Etrafımdaki insanlar bir kişiyken bir anda 15 kişi oldular. Olağan üstü bir durum olduğunu anladım çünkü ıkınmalar işe yaramıyor, canım çok yanıyor ve bebeğimin durumu kötüye gidiyordu. Bir an önce çıkması lazımdı ama sıkışıp kalmıştı. Yaklaşık bir saat ıkınmadan sonra inanılmaz acılar içinde bebeğimi dünyaya getirdim. Çok şükür diyordum… Sağlıklıydı! Fakat bir omzu kırık doğdu… İki omzu birden geçemedi yavrumun… Eşimle bebeğimi mutlu mesut götürdüler. Kaldım ben. Masil bir hemoraji geçiriyordum. Bebek etlerimi, basenimi darmadağın etmişti ve yarı uyanık yarı baygın bir şekilde rahim kontrolü yapıldı. Duyduğum inanılmaz bir acıyla kendime geldim. Transfüzyon ayıltma, kan durdurma, dikme derken odama neredeyse 24 saat sonra gidebildim. Bu doğum bütün hamileliğim boyunca duyduğum ‘kafa güzel’ halimi; mutsuz, korkak, depresif ve aşırı endişeli bir insana dönüştürdü.

Lohusalık dönemi başlasın!

Odama ilk girdiğim anda annemi kızımın başında ‘annem’ diye severken buldum ve kendimi ‘o benim kızım sen anneannem diye sev’ derken buldum. Bundan sonraki günler sürekli çocuğuma bir şey olmasın diyerek, korkarak geçti. Bir sivilcesi bile olsa gece uyanıp; internette araştıra araştıra ölümcül hastalıklar bulup, ağlardım. Bu acı paylaşılmaz. Yalnız yaşanır… Bir lohusa çektiği acıyı yalnız çekmeye mahkumdur!

Bebeğimi aşırı derecede kıskanmaya başladım, kimseler ona dokunmasınistedim ve bir dönem her gün ağlayıp bebeğimin türlü türlü hastalığı olduğuna inanarak kendimi yıprattım. Tüm bu yaşananlardan sonra bir an geldi ve kendimin sürekli öleceğini düşünmeye başladım! Bu kez de ağlayarak bebeğimin geleceği için planlar yaparken buluyordum kendimi.

Bebeğimin yemek yeme problemi vardı, zayıftı ve gelişimi beni endişelendiriyordu. Tüm bunlardan sonra durumun farkına varıp kendi arzumla 4 ay antidepresan kullandım. Bebeğim büyüyüp geliştikçe bende bu korkuyu zamanla biraz üzerimden attım, çok şükür! Bugün için ise tek korkum ikincİ kez anne olmak! Bunu nasıl aşarım bilemiyorum… Birde ailemin, akrabalarımın bebeğime benim değil de herkesin ortak bebeğiymiş gibi davranmaları, saniyede bir yüz telkin vermeleri, su vermemden altına yapmasına kadar her şeye karışma durumları olmasa belki daha çabuk iyileşeceğim…

Annelik okulundan günlüğüm.

Eğer hikayemi yayınlarsanız isimsiz olmasını rica ediyorum.

Sevgiler Melina Meleğinin Annesi