ANNELİK

1

“ANNE”CE YAKLAŞIMLAR…

 

Tatilimizin 3. günüydü. Yine her sabahki gibi uyandık, kahvaltımızı ettik ve çocuklu çocuksuz tüm masalara “Günaydın” dedik. Butik otelin de her zaman, bu sıcaklığını çok sevmişimdir. İlk günden beri, sadece yemek zamanları yanlarına uğrayıp, kendinden büyük oldukları için oyuncaklarına bakmakla yetinmek durumunda kalan Melina, sosyal bir çocuk olduğundan sürekli yakınlaşma çabası içine girmiş olsa da, biri 4 biri 2 yaşlarında olan bir abla kardeş, Melina ile oynamayı küçük olduğu için hep reddetti. Bu çok doğal bir süreçti. Bu yaştaki çocukların, küçüklere karşı isteksiz tavırlarını, ergenlik dönemimde dahi devam eden, kendi kardeşime olan tavrımdan dolayı gayet iyi anlayabiliyordum 
3. gün olması itibariyle, o güne kadar denize alışabilmesi için, uzak bir köşeden tek başına yüzdürdüğüm Melina, o gün o abla ve abisiyle de oynamak istedi ve biz de kumsalda yanlarına gittik. 2 yaşlarında olan oğlan çocuğunun tırmığını, köşede duran kovasından alıp kumları kazmaya başladı bizimki. Oysaki diğer elinde, kendisine ait olan birebir aynı tırmık vardı. Çocuk, ağlamaya ve tırmığını istemeye başladı. Ben sakince, o tırmığın kardeşe ait olduğunu, kendi elinde de birebir aynısı olduğunu, kendisininkiyle oynamasının, kardeş ağlarken daha doğru olacağını anlatmaya koyuldum. Melina, kendi tırmığını bıraktı, ısrarla çocuğunkiyle oynamaya devam etti. Ağlayan çocuğun annesi de uzaktan olan biteni izliyor, benim kendimi parçalarcasına çaba sarf etmeme tamamen kayıtsız kalıyordu. İşler çığırından çıkmaya başladığı anda yanımıza geldi ve “Oğlum bak, onun tırmığı daha canlı renkte, seninki eskimiş, bırak bu daha yeni, biz bunu alalım” dedi. Ben de sakince, Melina’ya kendisine ait olan tırmığı alması gerektiğini, çünkü kardeşin hakkı olarak kendi tırmığını istediğini anlatmaya devam ettim.
Tam o sırada, oğlanın 4 yaşında olan ablası, rüzgar gibi geldi, ve Melina’yı iterek kardeşinin tırmığını elinden aldı. Melina çığlıklar içinde ağlarken, ben de gülümsemeye, kendi tırmığını eline vermeye çalışıyordum. Çocukların bu tarz tavırlarını, her zaman hoş karşılamışımdır. Ne de olsa, en nihayetinde o da bir çocuktu ve her biri bizim vereceğimiz eğitimlere, paylaşmayı, kibarlığı öğrenecekti. Melina bu ani hareketten çok ürktüğü için, sakinleştirmeye çalışıyordum. O anda, istemeden annenin sözlerine takıldı kulağım.
“Aferin kızım, kardeşini her zaman koru, kolla. Böyle desek olun birbirinize hep, malınızın kıymetini bilin… Tebrik ediyorum annecim seni” dedi… Kendisi cocuk doktoru, anneanne ise profesordu…
Oysa ki, daha 1 gün önce, başka bir kız çocuğu Melina ile boya kalemlerini paylaşmıyor diye, yine Profesör olan bir karı koca, çocuğuna dakikalarca bu konuda nutuk çekmiş, gelip kalemlerini paylaştığında da tüm restoranda hep beraber bu güzel davranışını alkışlar eşliğinde tebrik etmiştik küçük kızın. Sonra ben de Melina’ya, kalemle işi bittiğinde, ağlamadan geri iade etmesini öğretmiştim… Ne kadar farklı iki yaklaşım…
O zaman anladım ki, her eğitimli kadın topluma yararlı, kibar ve paylaşımcı gençler yetiştirmede başarılı olamıyor… ve her okuyan da, düzgün “ANNE” olamıyor… Bilmiyorum, Melina’nın bir kardeşi olsa ve o da onun için başka bir çocuğun elinden bir hışımla oyuncağı alsa, gurur duyar mıydım? İçten içe gurur duyardım belki de, ama Melina’ya bu hissiyatımı belli etmez, davranışının doğru olmadığını, kibarca istemek gerektiğini anlatmaya çabalardım.
İşte bu yüzden, çocuklarımızı düzgün bireyler olarak yetiştirmemiz, aldığımız eğitimle değil, insan olarak ilk önce kendimizi ne kadar düzgün yetiştirdiğimizle alakalı diye düşünüyorum.

Sevgiler;

Melina’s Mom

1 YORUM