18-24 AYLIK DÖNEM- BİR GÜNÜMÜZ NASIL GEÇER, NELER OYNARIZ BİZ?

0

18-24 AYLIK DÖNEM-

BİR GÜNÜMÜZ NASIL GEÇER, NELER OYNARIZ BİZ?

Sabahları öyle 10’lara, 11’lere kadar uyuyan bir çocuk olmadı hiçbir zaman Melina. Bazı günler 8’i gördüğümüz olduğunda, inanılmaz dinlenmiş, çevik ve zinde uyanmış hissederim kendimi ama bizim için gün genelde 06:00 dediniz mi başlar aslında.

Uyanır uyanmaz sütünü ister benim minik prensesim. Ardından altını değiştirir, sabah bakımını yaparım ve birlikte geçeriz oyuncakların başına. Eğer uykuluysam ve uyandığı ilk saatlerde onunla verimli bir şekilde ilgilenemezsem, günü huysuz geçer bebeğimin. O yüzden sabah dinç kalkabiliyor olmam bizim günümüzün gidişatı açısından çok önemlidir.

İlk yarım saat kendimi vererek, onunla birlikte birkaç zekâ oyunu oynarım. Küpleri üst üste dizeriz, kule yaparız, şekilleri kovalara doldururuz ve biraz da puzzle yaparız. Sonra saat 7 olur. Önüne bebeklerini ve birkaç farklı oyuncağını koyup, kaldırırım zeka oyunlarımızı kafası karışmasın diye. Hiçbir zaman tüm oyuncakları yığmam önüne, grup grup oynarız sıkılmamak için. Eğer ilk yarım saat ona kendimi vererek birlikte oyun oynadıysak, başlar prensesim kendi kendine oyun kurmaya. O yarım saat sürecek kendi kendine oyun kurma ve oynama kısmı, benim kahvaltı etmeme fırsat verir.

Saat 7,30 da geçeriz mama sandalyesine, kızımın kahvaltısını hazırlamaya başlarım. Önce yumurtasını yediririm kendi ellerimle. Sonra salatalık, zeytin, domates, beyaz peynir, kaşar peyniri, ekmekten oluşan ek kahvaltısını koyarım önüne ve onun kendi kendine yeme kısmı başlar. Evi toplamak için içeriye geçerim, döndüğümde şanslıysam tabakta birkaç parça kalmış ve uslu bir şekilde kendi kendine konuşarak bekler beni. O gün solumuzdan kalkmışsak ve iştahsızsak, bir iki parça bir şey yenmiş, geri kalanı ise tabakla birlikte komple yere fırlatılmış bir şekilde karşılar beni. Neyse ev toplanmıştır artık. Mutfağı da toplar alırım kucağıma onu mama sandalyesinden.

IMG_0648 IMG_0649 IMG_0647

İçeri geçer başlarız dinazorlarımız ve çiftlik hayvanlarımızla oynamaya. Her biriyle tek tek hayaller kurarız. Bazen bir dinazora sütünü içirir, ondan sonra bir sepete koyar, üstünü örter uyuturuz. Kızım kurar bu oyunu kendi kendine, ben ona eşlik ederim. El bebek gül bebek baktıktan sonra hepsine, alır en sevdiği oyuncağı olan kurtu eline, başka oyuncaklara doğru yol alır ev içinde. Pusete bebeğini koyar gezdirir kendi kendine. Sonra geçeriz piyanonun başına birlikte, kızım çalar ben dans ederim, güler eğleniriz bu hallerimize.

Onca oyuncağın arasından seçtiğin meşhur kurt bu annecim 🙂

Meşhuur Kurt
Meşhuur Kurt

Saat 10,30 oldu mu meyve saatimiz gelir, bir muz ve bir mandalinayı koyarım önüne, dinazorlarını da verdim mi yanına, başlar hem onlara yedirmeye hem de kendi yemeye. Saat 11’ de uyku ritüelimiz başlar. Bakımımızı ve temizliğimizi yapar, geçeriz yatağın içine birlikte. Önce ‘Küçük Vakvak’ serisini okuruz, ardından ‘Benim Benim, Hayır Benim!’ kitabını. Gözleri başlayınca kapanmaya, koyarım yatağına minik kuzumu. Kendi kendine uyumaya çalışırken, ben biraz daha ev işine veririm kendimi. Öğle yemeğini yapar otururum bilgisayar başına. Biraz web sitemle, biraz diğer işlerle ilgilenirim.

13.00 dediniz mi kalkar bizim minik prenses. Önce biraz yatakta sarılıp oynama faslımız vardır. Koklarım, gıdıkılarım, sarılırım! Mutlu bir şekilde kalkarız yataktan. ‘Hadi’ derim ‘Boyama yapıyoruz!’ Otururuz birlikte aktivite masamıza, biraz boyama yaparız, biraz çöp adam çizeriz, çöp adama anneanne der birlikte güleriz. Köpek çizeriz, kedi çizeriz, domates çizeriz! 🙂

Yemek saati geçeriz mutfağa, öğlen yemeğimizi yememiz 40 dakika sürer. Bu kadar uzun sürede bile ancak yarım tabak yemeği bitirebiliriz. Sonra saat olur 14.30. ‘Parka gidelim mi?’ derim. ‘Olleeey, ıaşaşınn!’ der kollarını kaldırarak havaya. Giyiniriz sımsıkı, 1 saatliğine çocuk parkına gideriz. 16.00 gibi eve dönebilmişsek, biraz ‘püstüüklü yoort’ yer mest olarak. Dışarıdan gelmenin huzuruyla, başlar kendi kendine oyuncaklarıyla oynamaya. Akşam yemeğini pişiririm ben de bu fırsattan istifade. Sonra orada burada, kitaplarda okuduğum değişik oyunları kurgulamaya başlarım. Örneğin, alırız geniş bir pipet, birkaç pinpon topu, kuş tüyü gibi üflediğimizde kolay hareket edebilecek hafif malzemeleri önümüze. Düz bir zemine yerleştirir, başlarız pipetle üflemeye. Üflediğimizde nasıl hareket ettiğini izleriz. Bu oyunla, sebep – sonuç ilişkisini kurmayı öğrenir miniğim. Belki birkaç dakika oyalar bu oyun bizi ama çocuğuma yeni bir şey öğretebilmiş olmanın huzuruyla geçeriz başka bir oyuna.

Açarız müziği, başlarız dans etmeye. Bir bakarız ki saate, akşam olmuş! Akşamüstü huysuzluğumuz başlamış, anne ‘mmeemme’ diye emzik isteme saatimiz gelmiş. Saat 18.00 gibi yedirmeye çalışırım akşam yemeğini, çünkü bu saatten sonra uyku ile açlık iyice birbirine karışırsa, kontrol edilemez bir hal alabilir bizim minik. Yemeğini yine 40 dakika süren bir savaştan sonra bitirir. Sonra biraz oyun hamuruyla oynamaya başlarız. En az yarım saat oyalar bu oyun da bizi.

‘Mannnyooooooo’  zamanı gelir sonra! Ilık bir banyonun ardından, kremle masaj yaparım minik vücuduna. Saçını kurutur, giydiririm, başlar babayı beklemeye heyecanla. Bu aşamada biraz kovalamaca, biraz saklambaç oynarız. Günün en huysuz zamanını kurtaran oyun budur bizim hayatımızda! En çok bu oyunu oynarken güleriz, özellikle de birbirimizi bulma anlarımızda.

Sonra baba gelir, başlarlar boğuşmaya, yatakta oynaşmaya. 15 dakika süren bu fasıl bittiğinde, geçeriz sofraya. Anne ve baba yemek yerken, yalandan da olsa oturur yanımızda. Belki bir kaç parça bir şey daha geçer boğazından, belki sadece muhabbet eder bizimle masada.

Babayla bir yarım saat daha vakit geçirip oynadıktan sonra, iyi geceler der geçeriz odamıza. Loş bir ışık açar, kitapları da alarak uzanırım yanına. Birkaç kitap okuduktan sonra başlayınca esnemeye, koyarım kuzumu kendi yatağına. ‘Lullaby Classic’ şarkıları açarım, geçerim mutfağı toplamaya. Telsizden dinlerim sesini, en ufak bir mızmızlanmasında giderim yanına. ‘ŞŞŞ ben buradayım annecim, evi topluyorum, ama çağırdığın anda seni duyarım, gelebilirim. Sen uyumaya çalış’ der dönerim mutfağa. Tüm işlerim bitip de üstünü örtmeye gittiğimde, kondururum minicik bir buse yanağına. Ensesini koklayarak ‘Seni çok seviyorum annecim’ derim ve geçerim bilgisayar başına.

İşte böyle geçer bizim bir günümüz.

Örnek bir günümüzü anlatma sebebim annelere çok önemi bir şeyi vurgulayarak aktarabilmek aslında. Çocuğunuzun gün içinde kendi kendine keyifle oynamaya başlamasının, ona kendinizi tam anlamıyla 20 dakika verdikten sonra daha verimli olacağını görebilirsiniz. Sevgili Tansu Oskay çok güzel bir bilgi vermişti bu konuda bana. Ben onu uygulamaya başladıktan sonra Melina’nın gün içinde daha mutlu bir şekilde oyun oynamaya başladığını gördüm. Sizler de en az 20 dakika kendinizi tam anlamıyla vererek çocuğunuzla vakit geçirirseniz, doyuma ulaşmış bir çocuğun hareketlerindeki değişimi kolayca gözlemleyebilirsiniz.

Sevgiyle kalın,

 

Melina’s Mom